Yarım asırlık bir konu...
Bir sabah kendime şu soruyu sordum: Ben hayatımı mı yaşadım, yoksa hayat mı beni yaşadı? İnsan gençken böyle sorular sormuyor. Çalışıyor, evleniyor, çocuk büyütüyor, para kazanıyor, sorumluluk alıyor… Sabah kalkıyor, akşam yoruluyor. Sonra ertesi gün yeniden başlıyor.
Çamura rağmen nilüfer...
Bazı şeyleri okuyarak değil, yaşayarak öğreniyor insan. Ben de değişmeyecek şeyler için kendimi tüketmemeyi acıyla öğrendim. Uzun zaman, insanların görmesini istedim.
Abartımız kronikleşti!
Hayatı kolaylaştırdık, yaşamayı zorlaştırdık. Her dönemin bir mübalağası vardı elbette. İnsanlık tarihi biraz da hikâyeleri büyütmenin, olayları süslemenin ve gerçekleri biraz daha gösterişli anlatmanın tarihidir. Ancak kabul edelim ki biz bu konuda çıtayı epey yükselttik.
Selametle
Kadın akşam yemeğini keyifle hazırladı kocasına. Birlikte sofraya oturdular, günü nasıl geçirdiklerini neşe içinde anlattılar. 10 yıldır evliydiler. Milyarlarca insan içinden mucize olarak birbirlerini buldukları o vazgeçilmez aşkın sıcaklığıyla, kadın kocasına uzun uzun baktı.
Küçük bir köle ile gelen koku
Bazen bir kokunun ardında bir hayat saklıdır. Tatlı bir aromanın, bir fincan kahvenin, bir dilim pastanın içinden yükselen vanilya kokusu…Aslında sessiz bir insanın, görünmeyen bir emeğin ve duyulmayan bir hikâyenin izini taşır. Dünya çoğu zaman kokuyu sever ama kokuyu getiren eli tanımaz.
