İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Siyasete güven biterse demokrasinin hali ne olur?

Siyasete güven biterse demokrasinin hali ne olur?

Bir toplumda siyaset yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir kurum değildir. Siyaset; insanların geleceğe dair beklentilerini, devlete olan güvenini, kendisini yönetenlerle kurduğu ilişkiyi ve en önemlisi “Benim de sözümün bir karşılığı var” duygusunu belirleyen temel alanlardan biridir.

Fakat bugün dünyanın birçok ülkesinde ciddi bir güven sorunu yaşanıyor. İnsanlar yalnızca belirli siyasetçilere ya da partilere değil, siyaset kurumunun kendisine karşı da mesafe koymaya başlıyor. Ekonomik sorunlar, gelir adaletsizliği, savaşlar, göç, yolsuzluk tartışmaları, kutuplaşma ve verilen sözlerle ortaya çıkan sonuçlar arasındaki fark, vatandaşların siyasete bakışını etkiliyor.

OECD'nin 2026 verileri bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. OECD ülkelerinde insanların yüzde 40'ı ulusal hükümetlerine yüksek veya orta düzeyde güven duyduğunu belirtirken, yüzde 43'ü düşük ya da hiç güven duymadığını söylüyor. Daha da dikkat çekici olanı ise insanların yalnızca yüzde 31'inin kendileri gibi insanların hükümet kararlarında söz sahibi olduğunu düşünmesi.

Bu rakamlar aslında önemli bir soruya işaret ediyor: İnsanlar sandığa gidiyor ama kendilerini gerçekten karar mekanizmasının bir parçası olarak görüyor mu?

Demokrasi yalnızca oy kullanmaktan ibaret değil. Sandık demokrasinin en önemli araçlarından biri ama tek başına yeterli değil. Vatandaşın kendisini dinlenmiş hissetmesi, eleştirisinin karşılık bulması, yöneticilerin hesap vermesi ve siyasetçilerin seçimden seçime değil, toplumla sürekli iletişim halinde olması gerekiyor.

Çünkü insan siyasete inanmadığında önce sandıktan uzaklaşıyor. Ardından siyasi partilerden, sivil toplumdan, kamu tartışmalarından ve giderek demokratik süreçlerin tamamından uzaklaşabiliyor.

International IDEA'nın verileri de dünyada seçime katılımın gerilediğine işaret ediyor. Kuruma göre küresel seçmen katılımı son 15 yılda yaklaşık 10 puan azaldı. Kurum ayrıca düşük katılımın siyasi süreçlere yönelik ilgisizlik ve güvensizlikle bağlantılı olabildiğine dikkat çekiyor.

Burada tehlikeli olan yalnızca sandığa gitmeyen insanların sayısının artması değildir.

Asıl tehlike, insanların “Ben oy versem de bir şey değişmeyecek” düşüncesine kapılmasıdır.

Çünkü demokrasiye en büyük zarar bazen sandıkta verilen yanlış bir oy değil, sandığa gitmeye değmeyeceğine inanılmasıdır.

Siyaset kurumunun görevi de tam burada başlıyor. İnsanlardan sürekli güven istemek yerine güveni yeniden üretmek gerekiyor. Şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat, tutarlılık ve verilen sözlerin arkasında durmak siyasete olan güvenin temel taşlarıdır.

Siyasetçinin vatandaşa yalnızca seçim zamanı ulaşması, seçim bittikten sonra ise toplumun sesini daha az duyması demokrasi duygusunu zayıflatıyor. İnsanlar kendilerini yalnızca oy veren kişiler olarak değil, ülkenin geleceğinde söz sahibi yurttaşlar olarak görmek istiyor.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde demokrasiye ilişkin tartışmaların merkezinde de bu mesele bulunuyor. International IDEA, katılımın yalnızca seçimlere katılmakla sınırlı olmadığını; yurttaşların örgütlenebilmesi, sivil toplumun karar süreçlerine katılabilmesi ve kamusal alanda söz sahibi olabilmesinin de demokrasinin önemli unsurları olduğunu vurguluyor.

O halde yapılması gereken insanları siyasete zorla yaklaştırmak değil, siyaseti insanlara yeniden güven verecek hale getirmek.

Çünkü vatandaş siyasetten uzaklaştığında boşluğu yalnızca sandığa gitmeyen insanlar doldurmuyor. Öfke, umutsuzluk, komplo teorileri, kutuplaşma ve demokratik olmayan çözüm arayışları da bu boşlukta kendine alan bulabiliyor.

Demokrasi, yalnızca çoğunluğun oyunu almak değildir. Aynı zamanda azınlığın sesini duyabilmek, farklı düşünen insanın varlığını kabul etmek ve vatandaşın yönetenlere “Beni gerçekten dinliyor musun?” sorusuna güven veren bir cevap verebilmektir.

Bugün dünyanın ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla güven.

Daha fazla siyasi kavga değil, daha fazla siyasi sorumluluk.

Daha fazla vaat değil, daha fazla hesap verebilirlik.

Çünkü siyasete güven kalmadığında insanlar yalnızca siyasetçiden uzaklaşmaz. Zamanla demokrasinin kendisine olan inancını da kaybedebilir.

Ve bir ülkede insanların demokrasiye katılmak yerine demokrasiden uzak durmayı tercih etmeye başlaması, herhangi bir seçim sonucundan çok daha büyük bir sorundur.

Demokrasiyi yaşatacak olan yalnızca sandık değildir.

Sandığa götüren şey, güvendir.

Yorumlar