İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Şair ölür ama şiir yaşar...

Şair ölür ama şiir yaşar...

Dün, Türk edebiyatının ve dünya şiirinin en büyük isimlerinden biri olan Nazım Hikmet'i ölümünün yıl dönümünde bir kez daha andık.

 

Aradan geçen onlarca yıla rağmen onun dizeleri hâlâ sokaklarda, meydanlarda, kitap sayfalarında ve insanların yüreğinde yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı şairler yalnızca şiir yazmaz; yaşadıkları çağa tanıklık eder, insanlığın ortak duygularını kelimelere dönüştürür. Nazım Hikmet de işte böyle bir şairdi.

 

1902 yılında dünyaya gelen Nazım Hikmet, Türk şiirine yeni bir soluk getirdi. Kalıpları kırdı, dili özgürleştirdi, şiiri halkın arasına taşıdı. Sevgiyi, özlemi, memleket hasretini, umudu ve insanın bitmeyen mücadele azmini dizelerine işledi.

 

Onun şiirlerinde yalnızca bir şairin sesi değil, bir ülkenin sesi duyulur. Bazen Anadolu'nun yoksul köyleri, bazen fabrikalarda çalışan işçiler, bazen sevdiğine kavuşmayı bekleyen insanlar konuşur. Bu yüzden Nazım Hikmet'i okumak, biraz da insanı ve hayatı anlamaktır.

 

Belki de onu ölümsüz yapan en önemli özelliklerinden biri umudu hiç kaybetmemesiydi. En zor günlerinde bile geleceğe olan inancını korudu. Bugün hâlâ milyonlarca insanın dilinde dolaşan şu dizeler bunun en güzel örneğidir:

 

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...”

 

Bu birkaç satır, aslında Nazım Hikmet'in hayata ve insanlığa bıraktığı büyük mirasın özeti gibidir. Özgürlük, dayanışma ve kardeşlik...

 

Bugün ülkemizin ve dünyanın belki de en çok ihtiyaç duyduğu değerler de bunlar değil mi?

 

Dün Nazım Hikmet'i anarken yalnızca büyük bir şairi hatırlamadık. Aynı zamanda düşünceye, sanata, özgürlüğe ve umuda adanmış bir ömrü de hatırladık.

 

Şairler ölür, ama şiirleri yaşamaya devam eder. Nazım Hikmet de aramızdan ayrılışının üzerinden geçen yıllara rağmen dizeleriyle yaşamayı sürdürüyor.

Ve her ölüm yıl dönümünde bize bir kez daha aynı şeyi hatırlatıyor:

Güzel günlere inanmak, umudu korumak ve hayatı sevmek gerekir.

Çünkü Nazım'ın dediği gibi, "En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımızdır."

 

Yorumlar