Mühendislerden mülkiyelilere
1980 sonrasında Türkiye’nin siyaset sahnesinde yaşanan dönüşümler, sadece iktidar değişimlerini ya da partiler arası rekabeti anlatmakla kalmaz; aynı zamanda ülkeyi yöneten aktörlerin zihniyet dünyasında, karar alma biçimlerinde ve yönetim anlayışlarında yaşanan derin bir değişimin de izlerini...
Kolektif iradenin eksikliği ve bitmeyen “Kurtarıcı” arayışı
Toplum olarak temel bir alışkanlığımız var: Kurtarıcı beklemek. Siyasette, ticarette, bürokraside, sivil toplum kuruluşlarında hatta spor kulüplerinde… Hangi alana bakarsak bakalım, sorumluluğu paylaşmak yerine çözümü hep bir “kurtarıcı lider” figürüne havale ediyoruz.
Gücün körleştirdiği yer vicdanın susturulduğu andır
Toplumların en eski tartışmalarından biri şudur: Güç insanı mı bozar, yoksa insan zaten bozulmaya meyilli olduğu için mi gücü kötüye kullanır? Bu sorunun cevabını ararken bilim bize önemli bir kapı aralar.
Bir filmin gölgesinde: Ahlak, onur ve kefaret
İyilik… İnsanlığın en eski, en incelikli ve en tartışmalı kavramlarından biri. Peki iyilik dediğimiz şey karşılık beklenmeden yapılan bir erdem midir, yoksa toplumun, kültürün, dinin ve mahalle baskısının bizden talep ettiği bir davranış biçimi mi?
Karnımızdan konuşan bir toplumuz!
Biz karnımızdan konuşuyoruz. Çünkü bu coğrafya, açık sözlülüğü bir erdemden çok bir tehlike olarak görmüştür. Doğrudan söylememeyi, ima etmeyi, üstü kapalı konuşmayı, kalbimizi ve zihnimizi bir perde arkasına gizlemeyi bir “hayatta kalma sanatı” gibi içselleştirdik.
