İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Gücün körleştirdiği yer vicdanın susturulduğu andır

Gücün körleştirdiği yer vicdanın susturulduğu andır

Toplumların en eski tartışmalarından biri şudur: Güç insanı mı bozar, yoksa insan zaten bozulmaya meyilli olduğu için mi gücü kötüye kullanır?
Bu sorunun cevabını ararken bilim bize önemli bir kapı aralar. Çünkü birçok psikolojik araştırma, güç arttıkça empati ve merhametin azaldığını ortaya koyuyor. Fakat mesele yalnızca “gücün cazibesi” değildir; asıl belirleyici olan, gücün beyinde oluşturduğu algısal değişimlerdir.

Yetki sahibi bir insan, zamanla kendini diğerlerinden daha farklı, daha önemli, daha “haklı” hissetmeye başlar. Bu süreç, kişinin karşısındakini bir özne olarak değil, bir “nesne” olarak görmesine neden olur. Bir başka deyişle, benmerkezci algı güçlenir; başkalarının kırılganlığı, duygusu, korkusu görünmez hale gelir. Kontrol etme hissi, empatiyi bastırır. İşte psikolojide bu duruma “otorite körlüğü” denir.

Bu körlüğün ne kadar hızlı gelişebileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri, Zimbardo’nun meşhur Stanford Hapishane Deneyi’dir.

Deneyde tamamen sıradan bireylere “mahkûm” ve “gardiyan” rolleri verildi. Sonuç mu? Sadece birkaç gün içinde gardiyan rolündeki kişiler, yetkinin etkisiyle kendi arkadaşlarına karşı acımasızlık, şiddet eğilimi ve tahakküm isteği geliştirmeye başladı. Deney, insan zihninin güç karşısında ne kadar çabuk bozulabileceğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Ancak bütün bu bulgulara rağmen, gücü eline aldığında merhametini kaybetmeyen insanlar da vardır. Çünkü güç her insanı aynı şekilde bozmaz. Asıl belirleyici olan, kişinin benlik bütünlüğü, duygusal farkındalığı ve iç denetim mekanizmalarıdır.

Kendi iç çatışmalarını tanıyan, geçmişindeki travmalarla yüzleşebilen, duygularını bastırmak yerine yönetebilen bir birey, gücü bir “üstünlük” değil, bir sorumluluk olarak görür. Böyle bir insan otoritesini baskı aracı olarak değil, başkalarının hayatını kolaylaştıran bir mekanizma olarak kullanır.

Dolayısıyla mesele, gücün kendisi değildir.
Merhameti azaltan şey, gücün denetimsiz kalması ve kişinin kendi iç otokontrolünü kaybetmesidir. Vicdanın sustuğu yerlerde güç, çok kolay bir şekilde zulme dönüşür. Ama vicdanla dengelenmiş bir güç, hem bireyi hem toplumu koruyan bir değere dönüşür.

Unutmayalım:
Gerçek güç, insanı kibirli kılmaz; gerçek güç, insanı sorumlu kılar.
Ve vicdanın eşlik etmediği her güç, en parlak makamda bile karanlık üretir.

 

Yorumlar