Doğu felsefesi diye bir şey var mı?
“Yunan felsefesi”, “İslam felsefesi”, “Hint felsefesi”… Bu ifadeleri neredeyse sorgulanamaz bir kesinlikle kullanıyoruz. Oysa tam da felsefenin kendisi, bu tür yerleşik kabulleri sorgulamakla başlar.
Neden bazı filmleri çok seviyoruz?
Bazı filmler vardır yalnızca izlenmez, kökleri çok eski çağlara kadar giden bir düşünceyi ve duyguyu görünür kılar. Söz gelimi The Matrix böyle bir filmdi. Üzerinden yıllar geçti, teknoloji eskidi, efektler sıradanlaştı ama film hakkında hâlâ konuşmaya devam ediyoruz.
Yeni zamanların sahte sözleri: Dijital çağın antropolojisi
“Dijital çağın aforizmaları hakikatten çok, paylaşanın beklentisini ve kültürel sermayesini temsil eder. ” Friedrich NietzscheŞaka şaka…! Nietzsche’nin böyle bir sözü yok; olamaz da.
Unutulmayan komşularımız: Kars’tan İvanovka’ya Malakanların peşinde
Bir ülkenin toplumsal belleği sadece çoğunluğun hikâyesiyle oluşmaz. Sessizce gelip geçen küçük topluluklar da aynı coğrafyanın hafızasına derin izler bırakır. Nitekim bir zamanlar Kars’ta yaşayan Malakanlar, kültürümüzün ve kolektif hafızamızın unutulmaz bir parçasıdır.
Merkezini yitiren şehir: Kızılay artık yalnızca bir yön (mü?)
Bazı şehirlerin değiştiğini sadece yükselen binalarından ya da artan kalabalıklarından değil, yaşadığı/yaşattığı travmalarından ve gömüldükleri sessizliklerinden de anlayabiliriz. Haldun Açıksözlü’nün “Yüzünü Yitiren Şehir” başlıklı kitabını okuduğumda tam olarak bu duyguyu hissetmiştim.
