İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Bir küçük kalbe nasıl sığmaz ki Atatürk?

Bir küçük kalbe nasıl sığmaz ki Atatürk?

O minik eller nasıl boyamaz ki Atatürk resimlerini? Bir çift mavi gözü nasıl tanımaz ki çocuklar? Daha küçücük yaşlarında, “Bu kim?” diye sorduğunuzda, gözleri ışıldayarak “Atatürk!” diye cevap vermez mi bir çocuk?

Verir elbette. Çünkü bazı sevgiler vardır; daha kelimeleri öğrenmeden kalbe yerleşir. Bazı isimler vardır; insanın hayatına öyle erken dokunur ki yıllar geçse de hafızasından silinmez.

Benim çocukluğumdan kalan böyle bir hatıram var.

Bizim evimizin duvarında Atatürk’ün resmi asılıydı. Babam bana bakar ve sorardı:

“Kim bu, kızım?”

Ben de hiç tereddüt etmeden cevap verirdim:

“Atatürk!”

Çünkü babam bana öğretmişti. Vatan sevgisini, bayrak sevgisini, Atatürk sevgisini… Bunlar benim için yalnızca söylenen sözler değildi. Çocukluğumun içine işlenmiş, büyüdükçe anlamı derinleşen değerlerdi.

Bugün geriye dönüp baktığımda, o küçük kızın verdiği cevabın ardında ne büyük bir emek olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir çocuğa bir ismi öğretmek başka, o ismin taşıdığı değerleri hissettirmek başkadır.

Peki, biz bugün çocuklarımıza Atatürk’ü nasıl anlatıyoruz?

Onlara yalnızca resmini gösterip adını mı öğretiyoruz, yoksa düşüncelerini, mücadelesini, çocuklara verdiği değeri ve Cumhuriyet’in anlamını da anlatıyor muyuz?

Çocuklarımıza Atatürk’ü anlatmak, onlara ezberletilmiş birkaç cümle sunmaktan ibaret olmamalı. Onun neden önemli olduğunu, bir milletin bağımsızlığı için neler yaptığını, çocuklara neden güvendiğini yaşlarına uygun örneklerle anlatmalıyız.

Bir çocuğun yaptığı resimde mavi gözleri boyaması güzeldir. Ama o resmin ardında bir merak varsa, bir soru soruluyorsa, bir hikâye anlatılıyorsa işte o zaman öğrenme başlar. Çünkü çocuk, kendisine sunulan bilgiyi yalnızca ezberlediğinde değil, onunla bağ kurduğunda anlamlandırır.

Ve unutmayalım: Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaşattıklarımızı da öğrenirler. Bayrağa gösterdiğimiz saygıyı, ülkemize duyduğumuz sevgiyi, farklı düşüncelere yaklaşımımızı, adalete ve özgürlüğe verdiğimiz değeri gözlemlerler.

Atatürk sevgisi de çocukların dünyasında böyle büyür. Bir aile sohbetinde, bir kitap sayfasında, okulda yapılan bir etkinlikte, birlikte söylenen bir şarkıda…

Yeter ki biz onlara anlatmayı, dinlemeyi ve merak ettikleri sorulara birlikte cevap aramayı bilelim.

 

Benim çocukluğumda babamın duvarındaki bir resim, bugün hâlâ içimde yaşayan bir hatıraya dönüştü. Belki de çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miraslardan biri budur: Yıllar sonra bile hatırlayacakları, kalplerinde taşıyacakları değerler…

Çünkü Atatürk, çocukların dünyasına sığmayacak kadar büyük olduğu için değil, onların küçük kalplerinde büyüyebildiği için özeldir.

Bir küçük kalbe nasıl sığmaz ki Atatürk?

Yeter ki o kalbe sevgiyi, bilgiyi ve Cumhuriyet bilincini birlikte yerleştirelim.

Çünkü geleceğimiz, bugün çocuklarımızın kalbine ektiğimiz değerlerle büyüyecek.

 

Yorumlar