İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Okullarda şiddetin sorumlusu kim?

Okullarda şiddetin sorumlusu kim?

Son dönemde okullardan gelen peş peşe saldırı haberleri, kamuoyunda şok etkisi yarattı. Genelde Amerika’dan duyduğumuz ‘school shooting’ vakalarını Türkiye’de, kendi okullarımızda görmek hepimizi derinden sarstı. Bu vakaların önüne geçmek için okullarda uygulanan güvenlik önlemleri artırılırken sorunun temel kaynağına inilmiş gibi görünmüyor. Şiddetin okullarda olağanlaşmasının sorumlusu gerçekten televizyon dizileri ve bilgisayar oyunları mı; yoksa böyle olduğunu varsaymak daha mı konforlu?

Çocuklar çevrelerinde şahit oldukları her davranışı kaydeden ve taklit eden aynalardır; toplumu yansıtırlar. Kadına, hayvana şiddetin hem dilde hem eylemde bu denli normalleştiği bir atmosferde, çocukların da bu şiddet kültürünü sahiplenmesi maalesef kaçınılmaz oluyor. Onlar şiddetle sadece ekrandaki kurgusal dizilerde, oyunlarda değil; evden sokağa hayatın saf gerçekliğinde karşılaşıyorlar.

Üstelik ekonomik kriz sebebiyle sosyalleşme imkanı bulamayan, sanat ve spordan uzak kalan çocuklar, ekran bağımlılığına sürüklenirken sosyal medyanın filtresizliğiyle de baş başa kalıyorlar. Yarattıkları tahribatı bir “alternatif kültür” gibi pazarlayan bu forumlarda şiddet; bir akım, bir mizah malzemesi haline getiriliyor. Bu fikirlere maruz kalan çocukların gerçeklikten algısı koparken toplumsal duyarlılıklarını da adım adım yitiriyorlar.

Maalesef eğitim sistemimiz henüz bu sanal tehlikenin tam olarak farkına varabilmiş değil. Müfredat hala sadece sınav ve test başarısı odaklı ilerlerken çocukların sosyal ve duygusal gelişimi tamamen arka plana itiliyor. Sanal ortamlarda büyüyen şiddet sarmalı, akran zorbalığı gibi sorunlar tehlikesiz sayılıp görmezden geliniyor. Okullardaki rehberlik sistemleri yetersiz kalırken çocuklar psikolojik olarak yalnızlaşıyor.

Okullara kadar sıçrayan şiddet böylesine ilmek ilmek örülürken, yetkililerin bulduğu çözüm kapılara dikilen güvenlik görevlileri ve X-ray cihazları ile sınırlı kalıyor. Yıllar önce AVM girişlerine yerleştirilen cihazlar nasıl terörü bitirmediyse, okullardaki vahşet de bu şekilde bitmeyecektir. Üstelik bu göstermelik önlemler sorunu çözmediği gibi, bir sahte güvenlik ve çözümsüzlük algısı yaratarak da sürece zarar veriyor.

Bu problemi çözmenin ilk adımı, sorunun yapısal olduğunu kabul etmekle ve sistemdeki defolarla yüzleşmekle başlıyor. Çocukları şiddete yönelten unsurları belirlemek; sokaktan başlayıp internete ve evdeki düzene kadar uzanan bu şiddet çarkını sorgulamaktan geçiyor.

Ekonomik daralma nedeniyle spora, sanata yönelemeyen çocukların sosyalliği ekrana sıkışmışken, politik ortamdaki kutuplaşma sokağa sıçramışken ve şiddet eylemleri cezasız kalırken suçu oyunlara ve dizilere atmak, ne yazık ki kolaya kaçmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Atmosferimize sinmiş bu kolektif öfkeden sıyrılmadan; kadına, hayvana ve her türlü canlıya yönelen şiddete karşı caydırıcı yaptırımlar uygulamadan çocuklarımızı bu vahşetten korumak mümkün görünmüyor.

Yorumlar