İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İtibar makamda değil duruştadır

İtibar makamda değil duruştadır

Türkiye’de siyaset yapan kişilere verilen makam ve itibarın, zaman zaman kamu hizmetinin önüne geçtiği görülüyor. İlçe başkanından belediye başkanına, genel başkan yardımcısından eski bakana kadar uzanan geniş bir çevre; unvan, koruma, araç, protokol ve görünürlük üzerinden adeta ayrıcalıklı bir konuma taşınıyor.

Oysa makam, kişiyi yüceltmek için değil, sorumluluğunu hatırlatmak için vardır. Bir görevli kendisine gösterilen ilgiyi kişisel bir üstünlük olarak algıladığında, halktan uzaklaşması ve eleştiriye kapanması kaçınılmaz hale gelir. Zamanla hizmet etmesi gereken makam, sahibinin egosunu besleyen bir statüye dönüşür.

Demokrasilerde siyasetçinin değeri; kaç kişi tarafından karşılandığıyla, hangi araçla seyahat ettiğiyle veya ne kadar protokol gördüğüyle değil, görev süresince ne kadar adil, şeffaf ve faydalı olduğuyla ölçülmelidir. Eski bir bakan ya da eski bir parti başkanı da toplumun üzerinde bir sınıf değildir; yalnızca geçmişte sorumluluk üstlenmiş bir vatandaştır.

Asıl mesele makamların varlığı değil, makamın kişiyi nasıl değiştirdiğidir. Devlet ve parti kültürü, kişilere “sen önemlisin” demekten çok, “sana emanet edilen sorumluluk ağırdır” makam degil, itibar onemlidir duygusunu vermelidir. Aksi halde siyaset, halka hizmet yarışından çıkar; unvan, itibar ve imtiyaz yarışına dönüşür.

Azerbaycan’da başörtülüye zulüm

Azerbaycan’da hükümetin son dönemde izlediği bazı politikalar, özellikle toplumun Müslüman kesiminde ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun politikalarına yönelik tutumu nedeniyle eleştirilen Azerbaycan yönetimi, şimdi de okullarda başörtüsüne ilişkin uygulamalarla gündeme gelmektedir.

“İki devlet, tek millet” anlayışıyla kardeş gördüğümüz Azerbaycan’da, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yönetiminin insanların inançları doğrultusunda giyinmesini sınırlayan uygulamaları kabul edilemez. Gerekçesi ne olursa olsun, bireylerin dini inançları doğrultusunda kıyafet tercih etmelerini engelleyen düzenlemeler, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelir. Bu nedenle söz konusu uygulama, birçok kişi tarafından bir baskı ve zulüm biçimi olarak değerlendirilmektedir.

Azerbaycan’da uzun yıllardır iktidarda bulunan İlham Aliyev yönetimi, bu ve benzeri politikalar nedeniyle demokratik ölçütler çerçevesinde sorgulanmalıdır. Hiçbir yönetim, halkın temel hak ve özgürlüklerinden üstün değildir. İnanç özgürlüğünü ve bireysel tercihleri sınırlayan uygulamalar, toplumda derin yaralar açabilir ve kamu otoritesine duyulan güveni zedeleyebilir.

Başörtüsü meselesi yalnızca kıyafetle ilgili değildir; aynı zamanda vicdan, inanç ve kişisel özgürlük meselesidir. Bu nedenle Azerbaycan yönetimi, eğitim politikalarını belirlerken bireylerin haklarını, farklı inanç ve yaşam tarzlarına saygıyı, ölçülülük ilkesini ve toplumun hassasiyetlerini gözetmelidir. Halkın iradesine, inançlarına ve temel haklarına saygı gösterilmediği sürece, hiçbir iktidarın kalıcı meşruiyet sağlaması mümkün değildir.

Transferler...

Belediye başkanlarının transferleri, AK Parti tarafından adeta bir şova dönüştürüldü. Neredeyse her hafta, çoğunlukla CHP’den ya da Yeni partiden istifa eden veya istifa ettirilen belediye başkanlarının AK Parti’ye geçtiğine tanık oluyoruz. Son olarak İzmir’de yaşanan transfer, bu şovların en büyüğü oldu. Şimdi ise Ankara konuşuluyor.

Emin değilim ama bu kadar çok parti değişikliğinin yaşandığı başka bir dönem olduğunu sanmıyorum. Lafı uzatmadan doğrudan söyleyeyim: Yaşananlar hiçbir şekilde ahlaki değil; tam anlamıyla milletin kararına saygısızlıktır. Elbette siyasi partiler, kendi açılarından bu geçişleri bir kazanç olarak görebilir. Ancak uzun vadede ve siyasi gelecek açısından, bu durumun her iki tarafa da yarayacağını düşünmüyorum. Bu nedenle transfer eden de transfer edilen de kaybedecektir. Geçmişte yaşanan birçok örnekte olduğu gibi, bunun sonuçlarını bir sonraki seçimlerde de göreceğiz.

Yorumlar