İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Borsada asıl soru: Kim denetlemedi? 

Borsada asıl soru: Kim denetlemedi? 

Türkiye’nin sermaye piyasaları sarsıldı. 131 fon tasfiye edildi, yaklaşık 500 bin yatırımcı etkilendi ve tartışmanın merkezine milyarlarca liralık işlemler, siyasetçiler, bürokratlar, portföy şirketleri ve şirket yöneticileri oturdu.

Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifası siyasi sorumluluk açısından bir adım olabilir. Ancak asıl hesap sorulması gereken yer yalnızca siyaset koridorları değildir.

SPK ne yaptı?
Kim denetledi?
Kim hangi işlemi ne zaman gördü?
2025’te manipülasyon uyarıları yapılmışken neden daha erken müdahale edilmedi?

Çünkü bugün mesele sadece “kim para kazandı?” meselesi değildir.

Mesele, kimlerin bu hareketleri zamanında görüp görmediğidir.

SPK yöneticileri, portföy yönetim şirketleri, ilgili kamu kurumları ve denetim mekanizmaları açısından cevaplanması gereken çok ciddi sorular vardır. Reuters’ın aktardığına göre düzenleyici makamlar 2025 Kasımında bazı fonların manipülasyonda kullanıldığı konusunda zaten uyarıda bulunmuştu. 

O halde şu soru masanın ortasına konulmalıdır:

Uyarı vardıysa denetim neden sonuç vermedi?

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında Özata Denizcilik işlemleri üzerinden ciddi iddialar gündeme geldi; Kaya siyasi görevlerinden istifa etti. Yaklaşık 2,2 milyar TL’nin Hazine hesabına yatırıldığı da haberleştirildi. Ancak bunun hukuki anlamı ve soruşturmadaki karşılığı yetkili makamlar tarafından netleştirilmelidir. 

Aynı şekilde diğer siyasetçiler, bürokratlar, portföy yöneticileri ve şirket yöneticileri hakkında ortaya atılan iddialar da tek tek, belge üzerinden ve aynı hukuk standardıyla incelenmelidir.

Çünkü devletin görevi sadece kriz çıktıktan sonra fonları tasfiye etmek değildir.

Devletin görevi, kriz oluşmadan önce alarmı görmektir.

Bugün yaklaşık yarım milyon yatırımcı “Param ne olacak?” diye soruyor. 

Benim sorum ise daha sert:

Bu sistemi kim denetliyordu?

Eğer denetim mekanizması çalışmadıysa bunun da siyasi ve idari bir sorumluluğu vardır.

Borsada küçük yatırımcıya “risk senin” denilirken, büyük oyuncuların, siyasetçilerin ve kamuya yakın çevrelerin işlemlerinin neden daha erken ve daha derin incelenmediği açıklanmalıdır.

Bu dosyanın gerçek sınavı, kaç kişinin gözaltına alındığı değil; kaç kişinin neden daha önce hiçbir şey görmediğinin ortaya çıkarılmasıdır.

Çünkü mesele artık yalnızca borsa değildir.

Mesele, Türkiye’de sermaye piyasasının denetim düzeninin gerçekten herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.

Yorumlar