İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Hayatın istatistiği

Hayatın istatistiği

Eylül ayının gelmesiyle yaz rehavetinden sıyrıldık, sonbaharın getirdiği dinginlikle geçtiğimiz dokuz ayın muhasebesine başladık. Yılın son çeyreğine girerken bu sene kaç kitap okudum, kaç film izledim gibi sorular zihnimizde yankılanmaya başladı. 2027’ye geçmeden yılbaşında koyulan hedefleri tamamlama telaşına girmiş bile olabiliriz.
Bu hedefleri takip ederken bize yardımcı olan birçok pratik uygulama var. Okuduğumuz kitapları listeliyor, izlediğimiz filmleri puanlıyoruz. Ancak kayıt tutma alışkanlığımız bunlarla sınırlı kalmıyor; bedenimizin istatistiğini de tutuyoruz. Günlük adım sayımızdan uyku saatimize, gün içinde aldığımız kaloriden içtiğimiz suyun litresine kadar her ayrıntıyı kaydeden uygulamalar kullanıyoruz. Peki hayatımızın istatistiğini tutmak gerçekte ne kadar faydalı? Deneyimlerimizin muhasebesini tutmak yaşama sevincimizden çalıyor olabilir.
Bu istatistik tutma halinin kişiyi daha verimli hale getirdiğini savunanlar çıkacaktır elbette. Dürüst olmak gerekirse ben de onlardan biriydim. Ancak daha sonradan kitap okumak veya film izlemek gibi ruhsal doyum sağlayan eylemlerde verimlilik aramanın ne kadar sağlıklı olduğunu sorgulamaya başladım. Çünkü bu verimlilik arayışıyla sorumluluklarımızdan uzaklaşıp dinlenmek için edindiğimiz hobiler bile birer görev halini alıyor; dijital profilimizin sergilenmesi gereken bir vitrinine dönüşüyor. Sırf listemize bir çentik daha atabilmek için izlenen bir filmin bize katkısı ne kadar olabilir ki? Bir kitabın bizde bıraktığı etki kişisel ve eşsizdir; bu hissi bir performans haline getirmek bizden çok şey çalıyor.
Tatil yaparken, dinlenirken bile hissettiğimiz ‘verimli zaman’ kaygısı tam da bu istatistik tutma alışkanlığından besleniyor. Zihnimizde sürekli tamamlanması gereken hedefler listesi ile dolaşıyoruz. Bu durum tembellik hakkımızı elimizden alırken, yaşamın her anını ‘verimli’ değerlendirilmesi gereken bir kaynağa dönüştürüyor.
Bedenin istatistiğini tutmak ise kişinin bedeninin de bir performans alanına dönüşmesinin somut bir örneği. Ortada tıbbi bir zorunluluk yokken atılan adımları, alınan kalorileri kaydetmek basit bir sağlık arayışının ötesine geçiyor. Bu aralıksız müfettişlik hali kişiyi kendinin gözetleyicisi haline getiriyor. Bedenimize gardiyanlık yaparken onu kusursuzlaştırmaya çalışıyoruz. Bu sürekli denetleme hali ise kişiye sağlıktan ziyade yetersizlik hissi olarak geri dönüyor.
Sürekli kendimize dair biyolojik ve eylemsel veriler toplamak, adeta bir şirket yönetme mantığıyla hayatı optimize etmeye çalışmak bizi verimli kılmaktan ziyade kendi bilançomuzda boğulmamıza yol açıyor. Kendimize hem gardiyan hem de tutsak olurken modern zamanın performatif kurbanları oluyoruz.
Yılın son çeyreğinde kendimizi aralıksız denetlemek yerine anda kalabilmek, hiçbir hedef gütmeden hobilerimize zaman ayırmak iyi bir değişiklik olabilir. Dinlenirken bile verimlilik peşinde koşmaktan vazgeçip anın tadını çıkarmak, o sonsuz istatistiklerden kurtularak 2027’ye adım atmak belki de kendimize koyacağımız en sahici hedef olacaktır.

 

Yorumlar