İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Geçmişle yüzleşmeden asla...

Geçmişle yüzleşmeden asla...

Bir toplumun geleceğe güvenle bakabilmesi, yalnızca bugünün sorunlarını çözmekle mümkün değildir.

Geçmişte yaşanan karanlık olayların, faili meçhul cinayetlerin, yasadışı yapılanmaların, kamu gücünün kötüye kullanıldığı iddialarının, haksız kazançların, vurgunların, kaçakçılık ve suç ağlarının da bütün yönleriyle ortaya çıkarılması gerekir.

Çünkü üzeri örtülen her olay, yalnızca geçmişte bırakılmış bir dosya değildir; toplumun hafızasında yaşamaya devam eden bir adaletsizlik duygusudur.

Türkiye bugün yasadışı bahis, organize suç, haksız kazanç, borsa vurgunu, kaçakçılık ve çeşitli yasa dışı yapılanmalarla mücadele kapsamında önemli operasyonlar yürütmektedir. Bunun yanında yıllardır kamu vicdanında soru işaretleri oluşturan bazı eski dosyaların yeniden ele alınması da toplumsal açıdan önem taşımaktadır. Hükümetin kendi belediyelerindeki yolsuzluklara da el atması önemli bir başlangıçtır.

Bu arada Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü ve Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevindeki ölümü gibi kamuoyunda uzun yıllardır tartışılan dosyalarda yeni soruşturma adımlarının atılması, devletin geçmişte kapanmamış meseleleri yeniden hukuk önünde değerlendirme iradesi bakımından dikkat çekicidir. Bugün Yazıcıoğlu dosyasından 33 kişinin daha gözaltına alınması cesaret verici gelişmedir.

Bazı kesimlerin, yeni süreçte ele alınan çerçeve yasası ve barış ortamından rahatsız olmalarının arkasında, devletin artık bu tür saklı kalmış olaylara el atacağı korkusu da olabilir.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yalnızca yeni operasyonlar değildir elbette. Asıl ihtiyaç, toplumda “Devlet gerçeği ortaya çıkarır, suçun ve suçlunun kim olduğuna bakmadan hukuk önünde hesap sorar ve hiç kimse hukukun üzerinde değildir” duygusunu yeniden ve güçlü biçimde inşa eder algısının yaratılmasıdır.

Bunun için geçmişin karanlıkta kalan bütün dosyalarının siyasal hesaplaşmaların, kişisel husumetlerin ve dönemsel iktidar ilişkilerinin dışına çıkarılarak bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde araştırılması gerekir. Devlet kendi geçmişiyle yüzleşmekten korkmamalıdır. Aksine, devletin demokratik olgunluğu, kendi kurumları içinde gerçekleşmiş olabilecek yanlışları, ihmalleri ve suçları da araştırabilme cesaretiyle ölçülür.

Toplumsal hafıza unutmaz. İnsanlar yıllar geçse de “Bu olay gerçekten neydi?”, “Kim sorumluydu?”, “Neden zamanında araştırılmadı?”, “Neden bazı gerçeklerin ortaya çıkması bu kadar uzun sürdü?” sorularını sormaya devam eder. Cevapsız kalan her soru, toplumun devlete ve adalet mekanizmasına duyduğu güveni biraz daha aşındırır. Bu nedenle geçmişin hesabını hukuk içinde görmek, yalnızca mağdurlar ve yakınları açısından değil, toplumun tamamı açısından demokratik bir ihtiyaçtır.

Mesele geçmişi yeniden üretmek değil, geçmişin karanlık alanlarını aydınlatarak geleceği daha temiz bir zeminde kurabilmektir. Bir ülke, suçlarını gizleyerek değil, suç varsa ortaya çıkararak; yanlışlarını inkar ederek değil, yüzleşerek; mağdurlarını susturarak değil, onların adalet talebini hukuk içinde karşılayarak güçlenir.

Türkiye'nin ihtiyacı olan demokratik gelecek, geçmişin üzerini örten bir sessizlik üzerine kurulamaz. Geçmişle yüzleşen, hukuku eşit uygulayan, kurumlarını şeffaflaştıran ve yurttaşına güven veren bir devlet anlayışı üzerine kurulabilir.

Devletin “bağırsaklarını temizlemesi” olarak ifade edilebilecek bu süreç, aslında devletin kendisini zayıflatması değil, tam tersine demokratik meşruiyetini güçlendirmesidir. Çünkü gerçekler ortaya çıktıkça devlet küçülmez; hukuk güçlenir. Hesap soruldukça toplum bölünmez; adalet duygusu güçlenir. Hiç kimse hukukun üzerinde olmadığında ise yurttaşın geleceğe duyduğu güven büyür.

Bugün atılan adımlar bu nedenle önemlidir. Ancak asıl sınav, bu iradenin her olayda, her dönemde, her siyasi çevreye ve her toplumsal kesime karşı aynı hukuk ölçüsüyle uygulanıp uygulanmayacağıdır.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey seçici adalet değil, herkes için adalettir. Çünkü toplumsal barışın, demokratik devletin ve ortak geleceğe duyulan güvenin en sağlam temeli budur.

Yorumlar