İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kentlerin yeniden yapılanması

Kentlerin yeniden yapılanması

Kenti ranttan kurtarmak, insanı ve doğayı merkeze almak…
Türkiye'nin kentleşme sorunu ciddi bir şehircilik, kamu yönetimi, sosyal adalet, çevre ve kamu yararı sorunudur. Yıllardır kentlerimiz büyüyor; fakat çoğu zaman planlı, dengeli ve insan odaklı gelişmiyor. Beton çoğalıyor, nüfus yoğunlaşıyor, trafik artıyor, yeşil alanlar azalıyor; kıyılar, yaylalar, tarım alanları ve doğal yaşam alanları yapılaşma baskısı altında kalıyor.
Bir kentin geleceği; nüfus hareketleri, ekonomik gelişme, ulaşım, altyapı, afet riski, iklim değişikliği, hava sirkülasyonu, yeşil alanlar, su kaynakları, tarım alanları ve sosyal yapı birlikte değerlendirilerek planlanmalıdır. Kentin nerede ve nasıl büyüyeceğine karar vermek, birkaç kişinin tercihine değil, bilimsel verilere ve kamu yararına dayanmalıdır.
Bugün birçok belediyede imar kararlarının belediye başkanı ile imardan sorumlu yöneticinin dar karar alanına sıkışması, şehircilik açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bir kentin kaderi iki kişinin imzasına, siyasi tercihlerine veya kişisel ilişkilerine bırakılmayacak kadar önemlidir. İmar, kişisel yetki alanı değil, toplumsal sorumluluk alanıdır.
Bu nedenle belediyelerde güçlü ve bağımsız çalışan kent planlama kadrolarına ihtiyaç vardır. Şehir plancısı, mimar, mühendis, sosyolog, çevre ve ulaşım uzmanı, afet bilimcisi ve diğer ilgili disiplinler birlikte çalışmalıdır. Çünkü kent yalnızca yapıdan ibaret değildir; kent aynı zamanda toplumdur. İnsanların yaşadığı mahalleler, ekonomik koşulları, göç hareketleri, çocukların ve gençlerin ihtiyaçları, yaşlıların yaşam koşulları ve sosyal ilişkileri planlamanın ayrılmaz parçalarıdır.
Kentleşmenin merkezine insanı ve yaşam hakkını koymadan yapılan hiçbir plan gerçek anlamda çağdaş değildir.
Kentsel dönüşüm konusunda da aynı anlayış geçerlidir. Dönüşüm, vatandaşın mahallesinden koparılması, mülkiyet değerlerinin yükseltilmesi veya rantın belirli kesimlere aktarılması anlamına gelmemelidir. Yerinde dönüşüm, insanı yerinden etmeden, bankalara borçlandırmadan, mülkiyet hakkını ve sosyal dokuyu koruyarak, daha güvenli ve sağlıklı yaşam alanları oluşturmayı amaçlamalıdır. Devletin ve belediyelerin görevi, dönüşümden ekonomik değer üretmekten önce vatandaşın güvenli ve onurlu yaşam hakkını korumaktır.
Kent hakkı da bütün yurttaşlar için eşit olmalıdır. Bir mahallenin modern altyapıya, parklara, kültür merkezlerine, spor alanlarına ve ulaşım olanaklarına sahip olması; başka bir mahallenin yıllarca temel hizmetlerden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaz. Sosyal ve mekânsal eşitsizlikler kader değildir. Belediyeciliğin görevi, kentteki eşitsizlikleri yeniden üretmek değil, azaltmaktır.
Kıyılarımızın ve yaylalarımızın karşı karşıya kaldığı yapılaşma baskısı da artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Kıyılar toplumun ortak alanıdır. Yaylalar, ormanlar, tarım toprakları, su havzaları ve doğal alanlar yalnızca bugün yaşayanların değil, gelecek kuşakların da hakkıdır.
Kentlerin geleceğini korumak için hukuki ve idari denetim mekanizmaları da güçlendirilmelidir. Kamu yararına aykırı, mevzuatı ihlal eden veya yetkinin kötüye kullanılmasına yol açan imar uygulamalarında etkili, caydırıcı ve hukuka uygun yaptırımlar uygulanmalıdır. Sorumluluk taşıyan yöneticiler için görevden alma dahil bütün hukuki mekanizmalar işletilebilmelidir.
Çünkü kamu görevi, kişisel ayrıcalık değil, topluma karşı verilmiş bir emanettir. Son operasyonlarda, belediye yönetimlerinin ne derece ahlaktan ve kent biliminden uzak olduklarını gördük. Sadece muhalefet belediyeleri değil, Melik Gökçek dönemini hatırladığımızda, bütün Türkiye’deki belediyelerin problemli olduğunu görüyoruz.
Ancak mesele yalnızca cezalandırmak değildir. Asıl mesele, yanlış kararların alınmasını engelleyecek şeffaf, bilimsel ve hesap verebilir bir kent yönetimi sistemi kurmaktır. Gelişmiş toplumlarda sistem doğru kurulunca yürütücülerin yanlış yapma durumu en aza indiriliyor.
Gerçek kalkınma; insanın güvenli yaşadığı, doğanın korunduğu, ulaşımın kolaylaştığı, kamusal alanların çoğaldığı ve kentte yaşayan herkesin hizmetlerden eşit yararlandığı bir yaşam düzeni kurmaktır.
Çünkü kent yalnızca bugün yaşayanların mülkü değildir. Kent, gelecek kuşaklara bırakacağımız ortak yaşam alanıdır.
Ve bir kentin gerçek sahibi, onu imar edenler değil; orada yaşayan bütün insanlardır.

Yorumlar