İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Üretmeden tüketme

Üretmeden tüketme

Öncelikle ülke için üreten herkese saygılarımı sunarken topraktan üretenin önünde saygıyla eğildiğimi de belirtmek isterim. Kalkınmanın ve refahın en temel öğesi üretmektir. Tüketmek çok kolaydır; hazırı yemek gibi…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemiyle milletin efendisi, görmezden geldiğimiz, her geçen gün toprağa ve üretime küstürdüğümüz köylü ve çiftçilerimizdir. İçinde bulunduğumuz durum, hepimize aynaya bakıp kendi yüzümüze haykırttı bu gerçeği. Onların, sanayiciden de öte olduklarını gösterdi ve toprağı işleyip üretmediğin sürece sanayinin toplumu doyurmaya yetmeyeceğini kanıtladı bizlere. Yiyeceğin kaynağı topraktır. Onu ekip biçmediğin sürece aç kalırsın.

Durum böyleyken, son 20-25 yılda üretici toprağına küstürüldü. Hiçbir tarımsal ürün ithal etmezken bırakın tahılı, kurbanlığımızı dahi dışarıdan getirir hale geldik ki dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydik. Şimdi 126 ayrı ülkeden tarımsal ürün ithal eder olduk. Arjantin ve Yunanistan’dan pirinç, Kanada’dan mercimek, Meksika’dan nohut, Şili’den ceviz, Mısır’dan yerfıstığı, Ukrayna’dan buğday ithal ediyoruz. Kendi çiftçimize vermediğimiz desteği yabancı çiftçilere veriyoruz.

Bunun sonucunda, tarımsal üretimimiz her geçen sene azaldı, hatta bitme noktasına geldi. Bunun temel nedeni üretenin aç kalmasıdır. Yani ürettiğinden gerekli kazancı elde edememesi onu üretimden uzaklaştırdı. Oysa Türk köylüsünün yaptığı tarım ve hayvancılıktan zengin olup kendine saraylar yaptırmak ya da lüks araçlar sahibi olmak gibi bir hayali hiç olmamıştır. Onların tek derdi, alın terine haram katmadan parasını kazanıp insanca yaşamak, çocuklarını emekleriyle okutmaktır. Yani gözü doymaz bir dünyalı değildir bizim üreticilerimiz.

Son günlerde art arda açıklanan taban fiyatlarına fındık da eklendi. 255 Tl olarak açıklanan taban fiyata fındığını verebilen yok. TMO’nun fındık alım merkezleri oldukça sınırlı ve kurumda fındık konusunda liyakatli eleman sorunu var. Vatandaş, dağ köyünden fındığını araca yükleyip TMO’ya getirdiğinde olmadık sorunlarla karşılaşıyor. Bunun en başında da fındığın nem oranı geliyor. Yani yeteri kadar kurumamış denilerek alınmayan fındığını ne yapacak üretici? Yükleyip geri götürmektense tüccarın yolunu tutuyor. Yani artık tüccarın insafına kalıyorlar. Bunu fırsat bilen tüccar da fırsattan istifade yolunu seçiyor. Belirlenen taban fiyat, bir bakmışsınız geri takla atmış. Oysa tüm üreticiler açısından yapılması gereken, kendi birliklerini kurmalarıdır. Fındık üreticisinin birliği olan Fiskobirlik işlevli hale getirilerek taban fiyat da onlar tarafından belirlenmeli ve fındığı da Fiskobirlik satın almalıdır. Üreticiler vahşi kapitalizmin insafına bırakılmamalıdır.

Tüm ülkede kooperatif seferberliği başlatılmalı, üretenler de mahsulünü ortağı olduğu kooperatiflere vermelidir. Bu ülkede, geçmişte bunlar yapıldı. Ne zaman ki, çiftçi ve köylüden yana olmayan zihniyetler iktidara geldi, kooperatifler etkisizleştirilerek yandaşlar zengin edilmeye başlandı, üretim de her geçen gün azalır oldu.

Üretmeden tüketmek, babadan kalan serveti yemeye benzer. Yerken güzeldir ama bitince açısı da ağır olur…

Yorumlar