İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Gerçek güç

Gerçek güç

Yolda bulduğu cüzdanın sahibini arayan, bulamaz ise en yakın karakola teslim eden ahlaki değerle yoğrulmuş bir toplumduk. Bu davranışı gerek ailesinden aldığı terbiye gerekse de inandığı dinin gereği olarak görüyordu insanlarımız. Kimsenin görmediğinden emin olduğunu, vicdanının gördüğünden emindi. Herkesi kandırsa da vicdanını kandıramayacağını bilirdi. Eski Türkiye’de böylesi insani değerlere sahiptik.

Ülke olarak içinden geçtiğimiz süreçte birçok değerimiz gibi “hak” dediğimiz değerimizi de kaybetmeye başladık. Hakkımız olmadığını bile bile, “Yeter ki benim olsun” der hale geldik. Yani hakkı unuttuk.

Gerek yargıyı kullanarak gerekse de ahlaki olmayan yöntemlerle seçimlerde kazanılmayan belediyeleri ele geçirme, milletvekillerini transfer etme çabaları toplumsal çöküntümüzü göstermiyor mu? Dün karşı çıktıkları ve ahlaki görmedikleri transfer yöntemini bugün kullanan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Stadyumlarda taraftarlar bağırıyor: “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan.” Bu slogan bile çok şey anlatmıyor mu? Oysa “rakibe saygı ve hak etme” diye bir şey olduğunu ne çabuk unuttuk.

İşin diğer tarafı da ayrı bir sorun. Mensubu bulunduğu partiden, kendisine oy verenlere ihanet ederek karşı mahalleye geçmekten utanmama hali var ki bunlara ne demeli? Bu kişiler, iktidar partisini yerden yere vurarak oy istedikleri ve de desteklerini aldıkları seçmenlere diyecekleri bir sözlerinin olmaması, onların kafasındaki rüşvet, yolsuzluk, makam gibi kuşkuları da artırmıyor mu?

Hangi nedenle olursa olsun siyasal çizgisini değiştirenler, vatandaşın tercihine saygısızlık etmiyor mu? İhanet ettikleri seçmenin karşısına hangi yüzle çıkacaklarını hiç düşünmüyorlar mı?

İktidarın böylesi transferlerle muhalefeti yıpratmaya ve de bölmeye çalışması, kendine alan açma gayreti, seçmenin fikrini değiştirmesine bir gerekçe olmuyor. Bu toplum devşirme güce itibar etmez. Bütün mesele toplumu ikna ederek güç kazanmaktır. Yani rakipleri transfer yöntemiyle sayısal çoğunluğu sağlasanız da vicdani çoğunluğu yakalayamazsınız.

Toplum şu soruları soruyor: Bu kadar belediye başkanını ve milletvekilini transfer ettiniz de ülkenin hangi sorununu çözdünüz? Enflasyon mu düştü? Emekliler refaha mı kavuştu? Asgari ücret insanca yaşanabilir seviyeye mi çıktı? Ülkenin cari açığı mı kapandı? Akaryakıt ucuzladı mı? Tarımda kendimize yeter hale mi geldik? Madencilerin, gazilerin, atanamayan öğretmenlerin sorunları mı çözüldü? Okullarımızda ücretsiz bir öğün yemek verir hale mi geldik?.. Bu ve benzeri o kadar çok soru var ki vatandaşın kafasında.

Anlayacağınız, iktidar sahipleri, belediye başkanlarını ve milletvekillerini transfer için gösterdiği çabayı ülkenin gerçek sorunlarını çözme konusunda gösterseydi transferlere ihtiyacı kalmazdı!..

Bu toplum, hak etmediğini her türlü yol ve yöntemle elde etmeye çalışanların değil hakkı elinden alınanların arkasından gidecektir. Verdiği oya ihanet edenlere de sırtını dönecektir. Çünkü gerçek güç halktadır. 

Yorumlar