İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ailede iletişim nerede başlar?

Ailede iletişim nerede başlar?

Aynı evde yaşamak, aynı dünyada yaşamak anlamına geliyor mu?

Bir ev düşünün… Anne, baba ve çocuk aynı çatı altında. Herkes evinde, herkes birbirine yakın. Ama biri telefonunda, biri televizyon karşısında, diğeri odasında…

Yan yanalar ama birbirlerinden uzaklar.

Günümüzde ailelerin en büyük sorunlarından biri belki de tam olarak bu: Aynı evde farklı dünyalarda yaşamak.

Çocuk anlatmak istiyor, anne yorgun. Baba dinlemek istiyor ama elindeki telefon bir türlü bırakılmıyor. Yemek masasında herkes var fakat sohbet yok. Zaman geçtikçe konuşmalar azalıyor, paylaşımlar azalıyor ve aile bireyleri birbirlerinin hayatından habersiz hale geliyor.

Oysa ailede iletişim, aynı evin içinde bulunmakla değil, birbirimizin dünyasına gerçekten dokunabilmekle başlar.

İletişim nedir?

İletişim yalnızca konuşmak değildir.

İletişim; dinlemektir, anlamaya çalışmaktır, göz göze gelmektir. Karşımızdaki insanın söylediklerinin yanı sıra söyleyemediklerini de fark edebilmektir.

Özellikle çocuklarla iletişim kurarken bunu unutmamak gerekir.

Çocuğumuzun anlattığı bir olay bize çok küçük ve önemsiz gelebilir. Fakat onun dünyasında o olay günün en önemli meselesi olabilir.

“Bunda üzülecek ne var?” demek yerine,

“Sen buna gerçekten üzülmüşsün.” diyebilmek…

İşte iletişim biraz da burada başlar.

Çünkü çocuk, duygusunun küçümsenmediğini gördüğünde konuşmaya devam eder.

Çocuğumuzla iletişim kurarken nelere dikkat etmeliyiz?

Öncelikle gerçekten dinlemeliyiz.

Çocuk konuşurken telefonumuzu bırakmak, televizyonu kapatmak ve mümkün olduğunca göz teması kurmak, ona verdiğimiz çok önemli bir mesajdır:

“Sen ve anlattıkların benim için değerlisin.”

Onu hemen yargılamamalıyız.

Çocuk bir hata yaptığında ilk tepkimiz kızmak, sorgulamak veya suçlamak olursa bir süre sonra bize yaşadıklarını anlatmaktan vazgeçebilir.

Oysa “Neden böyle yaptın?” sorusunun yerine bazen,

“Bunu yaparken ne hissettin?”

diye sormak daha doğru bir kapı açabilir.

Çünkü çocukların yalnızca davranışlarını değil, duygularını da konuşmaya ihtiyacı vardır.

Korktuğunda, öfkelendiğinde, kıskandığında, başarısız olduğunda ya da üzüldüğünde yanında olduğumuzu bilmelidir.

Çocuğu iletişimin dışında bırakmayalım

Aile içinde iletişim, yalnızca çocuğun bize bir şey anlatmasıyla sınırlı değildir.

Çocuğu aile hayatının içine dahil etmek de iletişimin önemli bir parçasıdır.

Evde bir karar alınacaksa onun da fikrini sormak…

Hafta sonu nereye gidileceğine karar verirken düşüncesini almak…

Evle ilgili küçük bir konuda sorumluluk vermek…

“Sen ne düşünüyorsun?” diyebilmek…

Bunlar çocuğa “Sen bu ailenin bir parçasısın, senin düşüncen önemli.” mesajını verir.

Elbette her konuda çocuğun karar vermesi gerekmez. Ancak fikrinin sorulması, dinlenmesi ve önemsendiğini hissetmesi gerekir.

Çocuk, aile içinde sözünün değerli olduğunu hissettiğinde kendisini daha rahat ifade eder. Böylece yalnızca bugün değil, gelecekte de düşüncelerini ve duygularını paylaşabilen bir birey olmasının temelleri atılır.

Çocuğumuzu aile içi iletişimin dışında bırakmayalım; onu iletişimin bir parçası yapalım.

Kıyaslamak iletişimi güçlendirmez

“Arkadaşın bunu yapıyor, sen neden yapamıyorsun?”

“Bak kardeşin ne kadar başarılı.”

Bu cümleler çocuğu geliştirmek yerine ondan uzaklaşmamıza neden olabilir.

Her çocuk farklıdır. Her çocuğun öğrenme biçimi, gelişim hızı, ilgi alanları ve duygusal dünyası farklıdır.

Çocuğumuzu başkalarıyla değil, dünkü haliyle kıyaslamak daha sağlıklı bir iletişim kurmamıza yardımcı olur.

Peki ya ebeveynler?

İletişim yalnızca çocuktan beklenmemeli.

Bazen çocuğumuza “Benimle konuşabilirsin.” deriz ama kendi hayatımızı onunla paylaşmayız.

Oysa çocuk, iletişimi yaşayarak öğrenir.

Anne babanın birbirini dinlediği, birbirine saygılı konuştuğu, özür dileyebildiği bir evde çocuk da sağlıklı iletişimin ne olduğunu öğrenir.

Çünkü çocuklara iletişimi anlatmaktan çok, iletişimi onlara yaşatırız.

Elbette hiçbir ebeveyn her zaman sabırlı olamaz. Hepimizin yorulduğu, öfkelendiği, yanlış tepki verdiği anlar vardır.

Önemli olan hata yapmamak değil, hatadan sonra ilişkiyi onarabilmektir.

“Az önce sana karşı sert konuştum. Bunun için üzgünüm.”

Bu cümle bir çocuğun gözünde ebeveyni küçültmez. Tam tersine ona çok önemli bir şey öğretir:

Hata yapılabilir, ama ilişkiler onarılabilir.

Bazen birkaç dakika yeter

Aile içi iletişimi güçlendirmek için her gün büyük etkinliklere ihtiyacımız yok.

Birlikte yenilen bir akşam yemeği…

Uyumadan önce yapılan kısa bir sohbet…

Okuldan geldiğinde sorulan ve cevabı gerçekten dinlenen bir “Bugün nasılsın?”…

Birlikte gülmek, birlikte yürümek, birlikte hayal kurmak…

Bunlar çocuğun hafızasında sandığımızdan çok daha büyük yer tutar.

Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

Aynı evde mi yaşıyoruz, yoksa gerçekten aynı hayatın içinde miyiz?

Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı yalnızca aynı evde olduğumuzu bilmek değil…

Bizi yanında, kalbinde ve hayatında hissetmek.

Ailede iletişim, büyük sözlerle değil; küçük ama gerçek anlarla başlar.

Bir çocuğa söz hakkı vermekle, fikrini sormakla, onu dinlemekle, gözlerinin içine bakmakla başlar.

Bazen tek bir “Sen ne düşünüyorsun?” sorusu bile bir çocuğa ne kadar değerli olduğunu hissettirebilir.

Çünkü çocuklar yalnızca büyütülmek değil, görülmek, duyulmak ve anlaşılmak ister.

Ve unutmayalım:

Aynı evde olmak yetmez.
Aynı hayatın içinde olabilmek gerekir.

 

Yorumlar