İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Çevrimdışı olmak mümkün mü?

Çevrimdışı olmak mümkün mü?

Cep telefonları artık boyutlarının çok ötesinde işlevler görüyor. Bir uzvumuz gibi yanımızdan ayırmadığımız telefonlara bağımlı olmaktan yakınıyor, ekran süremizi düşürme planları yapıyoruz. Peki her şeyin dijitalleştiği bir dünyada ekran süremizi düşürmek ne kadar mümkün?
Ekrana bakmak günümüzde bir tercihten çok zorunluluk halini aldı. Haberleşme, bankacılık işlemleri, toplu ulaşım ve alışveriş derken günlük hayatın her adımı için telefonumuzda ayrı bir uygulama var. Bürokratik işlemlerimizi bile e-Devlet üzerinden gerçekleştiriyoruz. Bir restoranda menüyü görmek, uçağa ya da trene binmek, bilet satın aldığımız bir etkinliğe girebilmek için bile karekod taratıyoruz. Uzun lafın kısası, modern hayatta telefonsuz bir gün geçirmek imkansıza yakın.
Günlük hayatın dijitalleşmesi bizi sürekli çevrimiçi olmaya iterken mesai kavramı ortadan kalkıyor, özel hayat ile iş arasındaki çizgi de silikleşiyor. Her an ulaşılabilir olmak bir zorunluluk halini alırken sonu gelmeyen bildirimler sürekli bir uyarılma haline yol açıyor.
Meselenin çıkmaza girdiği nokta tam da burası. Günlük işlerimizi halletmek için elimize aldığımız telefon, aynı zamanda can sıkıntısından kaçmak için başvurduğumuz bir kaçış noktası halini alıyor. Gün içinde en ufak boşlukta bile elimiz cebimize gidiyor ve kaydırmaya başlıyoruz. Böylece telefon hem modern hayat için zorunluluk hem de bir dopamin kaynağı olarak vazgeçilmezimiz oluyor.
Ekranlara hapsoluşumuzun ardındaki bir diğer sebep de algoritmalar. Sosyal medyada sonsuz kaydırma döngüsünden çıkamayışımızın nedeni sadece bizim iradesizliğimiz değil; bu sistemlerin zaten bizim kaydırmayı bırakmamamız üzerine tasarlanmış olması. 1971 yılında ortaya atılan “Dikkat ekonomisi” teorisine göre şirketler, insan dikkatini bir kaynak olarak görüyor ve bu dikkati kendilerinde tutmak için devasa yatırımlar yapıyorlar.
Öyle ki sosyal medya devi Meta, platformlarının çocuklarda olumsuz etkiler ve bağımlılık oluşturduğu iddialarıyla açılan davada 18 milyar dolarlık tazminat ödeyecek. Bu kararın ardından Meta platformlarında çocukların kullanımına ilişkin yeni kısıtlamaları gündeme almak zorunda kaldı. Bu önlemler şimdilik çocuklarla sınırlı kalsa da bu platformların yetişkinlerde de olumsuz etkiler ve benzer bir bağımlılık yarattığı ortada.
Önümüzdeki dönemde etkilerini daha somut şekilde hissedeceğimiz ekran bağımlılığı sorununu ele alırken özneleri doğru belirlemek gerekiyor. Bizi ekrana hapseden etkenler ortadayken meseleyi sadece bireysel bir iradesizlik üzerinden tartışmak doğru değil. Telefonlarımızın tuttuğu ekran süresi istatistiği hepimizde suçluluk duygusu yaratırken bu süreyi arttıran asıl nedenler perdenin arkasında kalıyor.

Yorumlar