İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Basın tribünü kimsenin babasının çiftliği değil

Basın tribünü kimsenin babasının çiftliği değil

Gazetecilikte en temel ilkelerden biri eşitliktir.
Kim olduğunuzdan, hangi gazetede çalıştığınızdan, hangi kuruma yakın olduğunuzdan ya da hangi yöneticiyi tanıdığınızdan bağımsız olarak gazeteciyseniz, görev yaptığınız organizasyonu takip edebilmeniz gerekir.
Ama Türkiye’de spor basınının yıllardır çözülemeyen sorunlarından biri, basın tribünlerinde uygulanan akreditasyon sistemi.
Daha açık söyleyelim
Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD), akreditasyon konusunda kafasına göre karar veremez.
Çünkü basın tribünü birilerinin kişisel kontenjanı değildir.
Bir gazetecinin maça girip diğerinin girememesi, bir medya kuruluşunun akreditasyon talebinin kabul edilip diğerinin neden reddedildiğinin açıklanmaması, hele hele bunun kişisel tercihlere göre şekillendiği izleniminin oluşması, gazetecilik mesleği açısından ciddi bir problemdir.

TSYD’nin kendi internet sitesinde de derneğin spor müsabakalarında akreditasyon yapan kuruluş olduğu ve stadyumlardaki basın tribünlerinin kontrolünün TSYD’de bulunduğu ifade ediliyor. (tsyd.org.tr)
Tam da bu nedenle sorumluluk büyüktür.
Çünkü yetki varsa hesap verebilirlik de olmalıdır.

AKREDİTASYON KRİTERLERİ NEDİR?

Bir gazeteci neden akredite edilir?
Neden bir başka gazeteci edilmez?
Bir internet haber sitesinin çalışanı hangi kriterlere göre basın tribününe alınır
Yerel gazetenin spor muhabiri neden ulusal bir medya kuruluşundaki gazeteciden daha değersiz görülebilir
Serbest çalışan gazetecinin başvurusu hangi şartlarda kabul edilir
Ve en önemlisi
Akreditasyonu reddedilen gazeteciye bunun gerekçesi yazılı olarak bildiriliyor mu?
Bunların hepsinin açık, net ve herkes için eşit şekilde uygulanması gerekiyor.
Çünkü akreditasyon sistemi gazeteciyi ödüllendirme ya da cezalandırma mekanizması değildir.
Akreditasyon, haber yapma hakkını düzenleyen bir organizasyon meselesidir.
Nitekim farklı spor organizasyonlarında akreditasyon için kurum görevlendirme yazısı, basın kartı, kurum kimliği ve haber örnekleri gibi somut kriterlerin açıkça ilan edildiğini görüyoruz. Örneğin TOSFED, 2026 sezonu için gerekli belgeleri ve değerlendirme esaslarını kamuoyuna açık şekilde duyurmuş durumda. 

O halde TSYD açısından da soru basit
Kriterler nerede?

“SEN GEL, SEN GELME” DÖNEMİ BİTMELİ

Gazetecilik, kişisel ilişkiler üzerinden yürütülecek bir meslek değildir.
Bir gazetecinin basın tribününe girebilmesi için bir TSYD yöneticisini tanıması, bir kulüp yöneticisiyle iyi ilişkisinin bulunması veya birilerinin referansını alması gerekiyorsa burada ciddi bir sistem problemi var demektir.

Basın tribünü;
“Sen bizim gazetecimizsin, gel.”
“Sen bizim tanıdığımız değilsin, gelme.” mantığıyla yönetilemez.
Basın tribünü gazetecinin değil, kamuoyunun alanıdır.
Çünkü orada oturan gazeteci sadece kendisi için maçı izlemiyor.
Okuru için izliyor.
Dinleyicisi için izliyor.
İzleyicisi için izliyor.
Kamuoyu için haber yapıyor.
Dolayısıyla bir gazetecinin akreditasyonunun keyfi biçimde engellenmesi, sadece o gazetecinin değil, okurun haber alma hakkının da tartışmaya açılmasıdır.

TSYD’YE ÇAĞRI KRİTERLERİ AÇIKLAYIN

Kimse TSYD’nin akreditasyon yapmasına karşı değil.
Tam tersine…
Akreditasyonun mutlaka bir düzen içinde yapılması gerekiyor.
Stadyumların güvenliği var.
Basın tribünlerinin kapasitesi sınırlı.
Foto muhabirlerinin saha içindeki konumu var.
Yayıncı kuruluşların hakları var.
Bütün bunların düzenlenmesi elbette gerekli.
Ancak düzen ile keyfilik arasında çok büyük bir fark var.
Düzen, yazılı kurallarla sağlanır.
Keyfilik ise “Ben uygun gördüm” anlayışıyla ortaya çıkar.
İşte itirazımız tam da buna.
TSYD, hangi kriterlerle akreditasyon yaptığını açıkça ilan etmeli.
Başvurular hangi komisyon tarafından değerlendiriliyor?
Hangi belgeler aranıyor?
Kaç gazeteciye kontenjan veriliyor?
Yerel basın için ayrılan kontenjan ?
Ulusal medya ile yerel medya arasında nasıl bir kriter uygulanıyor?
Başvurusu reddedilen gazetecinin itiraz hakkı var mı?
Ve en önemlisi, aynı şartları taşıyan iki gazeteciden biri neden içeri alınırken diğeri neden dışarıda bırakılıyor?
Bunların cevabı kamuoyuna açık olmalı.

TSYD’NİN GÖREVİ GAZETECİYİ DIŞLAMAK DEĞİL, GAZETECİLİĞİ KORUMAKTIR

TSYD, Türkiye’nin spor basını açısından önemli bir meslek kuruluşudur.
Kendisinin de ifade ettiği üzere binlerce üyesi, şubeleri ve il temsilcilikleri bulunan bir yapıdan söz ediyoruz. (tsyd.org.tr)
Böylesine büyük bir yapının en önemli sorumluluğu ise adalet duygusunu korumaktır.
Bugün bir gazetecinin hakkı yenirse ve buna sessiz kalınırsa yarın başka bir gazetecinin hakkı yenir.
Bugün “Beni ilgilendirmiyor” denilirse yarın herkes aynı sorunla karşı karşıya kalabilir.
O nedenle mesele sadece bir maçın akreditasyonu değildir.
Mesele;
“Gazeteciye kim karar verecek” sorusudur.
Cevabımız açık
Gazetecinin mesleğini yapıp yapamayacağına kişisel ilişkiler, yakınlıklar, husumetler veya keyfi tercihler karar vermemeli.
Kriterler karar vermeli.
Ve o kriterler herkes için aynı olmalı.

Ezcümle.
TSYD yöneticilerine bir çağrımız var
Akreditasyon konusunda kimse zan altında kalmasın.
Kuralları açıklayın.
Kriterleri yayınlayın.
Başvuruları şeffaflaştırın.
Reddedilen gazeteciye gerekçesini bildirin.
İtiraz mekanizması oluşturun.
Ve en önemlisi…
Basın tribününü kişisel bir güç alanı olmaktan çıkarın.
Çünkü basın tribünü kimsenin özel mülkü değildir.
Gazetecinin haber yapma hakkı, birilerinin keyfine bırakılamaz.
Spor basınının ihtiyacı ayrıcalık değil, eşitliktir.
İhtiyacı torpil değil, şeffaflıktır.
İhtiyacı kişisel ilişkiler değil, mesleki kriterlerdir.

TSYD’nin görevi de gazeteciler arasında duvar örmek değil, o duvarların tamamını yıkmaktır.
Çünkü basın tribününde asıl olması gereken şey ayrıcalık değil, adalettir.

Yorumlar