İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Geleceği yeniden yorumlamak

Geleceği yeniden yorumlamak

Dünya, yapay zekayı, bilimi, teknolojiyi ve insanlığın geleceğini tartışırken; Türkiye hala siyasal ahlak, demokratik kültür, toplumsal kutuplaşma ve geçmişten taşınan sorunlarla mücadele ediyor.

Siyasetin giderek değerlerden uzaklaşıp kişisel hesapların, makam mücadelelerinin ve dar grup çıkarlarının alanına dönüşmesi toplumdaki güven duygusunu aşındırıyor.
İktidarıyla muhalefetiyle bütün siyasal yapıların kendilerini sorgulaması gereken bir dönemden geçiyoruz.

Özellikle muhalefetin, toplumun önüne yalnızca iktidara yönelik eleştiriler koyması yeterli değildir. Muhalefet aynı zamanda nasıl bir Türkiye istediğini açık, tutarlı ve güven veren bir şekilde anlatmak zorundadır. Kendi içinde alan kapma yarışından çok birlikte mücadeleyi esas almalıdır.

Artık ülkenin enerjisini dar ulusalcı yaklaşımlara, bitmeyen parti içi kavgalara, kişisel ikbal hesaplarına ve toplumun gerçek sorunlarını gölgeleyen siyasal çekişmelere harcama zamanı değildir. Türkiye'nin, terörün bir daha gündemimizi belirlemediği; barışın, hukukun, özgürlüklerin ve demokratik değerlerin toplumsal yaşamın doğal zemini haline geldiği yeni bir döneme ihtiyacı vardır.

Muhalefetin kendi sorunlarıyla boğuştuğu, siyasette güven duygusunun aşındığı ve kimi zaman en temel insanlık değerlerinin dahi ikinci plana itildiği bir süreçten geçiyoruz. Böylesi dönemler yalnızca siyasal kurumların değil, toplumun ve bireylerin de kendileriyle yüzleşmesi gereklidir.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, hayatı yeniden yorumlamak ve geleceğe hangi değerlerle yürümek istediğimizi yeniden düşünmektir.

Geleceği doğru kurgulamanın yolu; daha fazla demokrasi, herkesin ihtiyacı olan adalet, daha güçlü hukuk, daha fazla vicdan, özgür düşünce ve insan onurunu merkeze alan bir siyasal anlayıştan geçmektedir. Türkiye'nin yarını, geçmişin korkularını büyüterek değil; ortak aklı, barışı ve demokratik değerleri cesaretle büyüterek kurulabilir.
Artık başka bir Türkiye'yi konuşmak zorundayız.
Terörün ve şiddetin bir daha ülkenin temel gündemlerinden biri olmadığı, insanların kimlikleri üzerinden birbirine düşmanlaştırılmadığı, farklılıkların tehdit değil toplumsal zenginlik olarak görüldüğü bir Türkiye'yi inşa etmek durumundayız.
Siyasetin korku üretmek yerine umut ürettiği, devletin yurttaşına kuşkuyla değil hukukla yaklaştığı, insanların düşüncelerinden dolayı birbirlerini ötekileştirmediği bir Türkiye'yi öncelemeliyiz.
Çünkü Türkiye'nin geleceği, geçmişin korkularını sürekli yeniden üretmekle kurulamaz.
Dar statik bakışların, kimlik siyasetinin, sürekli düşman üreten anlayışların ve toplumu kamplara bölen dilin artık bu ülkeye kazandıracağı fazla bir şey kalmadığını görmek gerekiyor.
Bir ülkede insanlar sürekli “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” diye ayrılıyorsa, orada ortak gelecek duygusu zayıflamaya başlar.

Türkiye'nin önünde hala çok büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Genç nüfusu, tarihsel birikimi, coğrafi konumu, ekonomik kapasitesi ve kültürel çeşitliliği bu ülkenin en büyük zenginliğidir.

Ancak bütün bu potansiyelin gerçek bir güce dönüşebilmesinin bir şartı vardır; Demokratik değerleri toplumun ortak zemini haline getirmek. 

Yorumlar