İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Provokatörlere inat: Kardeşlik

Provokatörlere inat: Kardeşlik

Çerçeve yasa olarak da ifade edilen, terörün sona erdirilmesi ve Türkiye’nin bir daha terörle sınanmaması amacıyla yürütülen çalışmaların önündeki en büyük tehlikelerden biri, süreci provoke etmek isteyenlerdir.

Bunu önceki barış sürecinden biliyoruz. Önceki yazımda da değinmiştim. O dönemde Osman Baydemir’in bir sohbet sırasında bana söylediği, “Sözümüz ne devlete ne de örgüte geçmedi” sözü, aslında bugün yeniden okunması gereken önemli bir cümledir. Çünkü bu söz bize şunu anlatıyordu: Ne devlet, bizim dışarıdan gördüğümüz kadar yekpareydi ne de örgüt, dışarıdan düşünüldüğü kadar kontrol edilebilir bir yapıydı.

Dönemin hükümeti, ülkenin barışa ulaşabilmesi için ciddi bir siyasi risk almıştı. Bu riski alan bir hükümetin ve onun sorumluluğundaki devlet mekanizmasının sürecin başarısız olmasını istemesi düşünülemezdi. Ancak devlet içerisinde süreci istemeyen, karıştıran veya sabote eden unsurların bulunduğu yönündeki tartışmalar, o dönemde yaşananları anlamak açısından önemlidir. Benzer bir durum örgüt tarafında da yaşandı. Masaya oturulmasını ve silahların susmasını istemeyen, çatışma ortamından siyasi veya ekonomik çıkar sağlayan ya da farklı hesapları bulunan çevrelerin süreci zorlaştırdığı görüldü. O gün kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler, bugün kamuoyunun gözleri önünde yapılıyor.

İşte fark burada. Geçmişte gizli görüşmelerin sızdırılması bile taraflar arasındaki güveni zedeliyor, sürece karşı olanlara güçlü bir propaganda malzemesi sunuyordu. Sosyal medya ve troller aracılığıyla oluşturulan algılar, toplumun kafasını karıştırmak için kullanılıyordu. Bugün ise aynı yöntemleri kullanmak eskisi kadar kolay değil. Bu nedenle süreci sabote etmek isteyenlerin münferit olayları büyütmeye, toplumun hassasiyetlerini kaşımaya ve Türklerle Kürtleri karşı karşıya getirecek bir atmosfer oluşturmaya çalışmaları şaşırtıcı olmayacaktır.

Zonguldak’ta yaşanan olayın da bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Futbol tribünlerinin bu tür provokasyonlar için özellikle elverişli alanlar olduğunu da unutmamak gerekir. Kalabalığın psikolojisi, bireyin tek başına yapmayacağı bazı davranışları grubun içinde, çoğu zaman neye hizmet ettiğini tam olarak düşünmeden yapmasına yol açabilir. Bir kişinin başlattığı hareket, kısa sürede yüzlerce kişinin katıldığı bir eyleme dönüşebilir. İşte provokasyonu amaçlayanların da en çok istismar edebileceği zeminlerden biri burasıdır. 2023 yılında Bursaspor-Amedspor maçında tribünlerde açılan Beyaz Toros ve “Yeşil” sembolleri, 1990’lı yılların faili meçhul cinayetlerini ve kayıplarını hatırlatan bir anlam taşıyordu. Geçtiğimiz hafta Kocaelispor-Amedspor karşılaşmasında sarı poşetlerin sallanması da yine aynı dönemin acılarını çağrıştıran bir görüntü olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür semboller, kim tarafından ve hangi gerekçeyle kullanılırsa kullanılsın, toplumun hafızasındaki en derin yaralara dokunuyor. Geçmişin acılarını bugünün insanlarına karşı bir öfke ve düşmanlık aracına dönüştürme riski taşıyor.

Bir münferit olay üzerinden Türk-Kürt kavgası üretmek, toplumun farklı kesimleri arasında düşmanlık oluşturmak ve bunu barış sürecinin önüne koymak, kimden gelirse gelsin kabul edilemez. Çünkü mesele artık sadece bir siyasi süreç değildir. Mesele, çocuklarımızın ve gelecek nesillerin terör korkusu yaşamayacağı bir Türkiye kurabilmektir. Elbette bundan sonra da provokasyonlar olacaktır. Sürecin başarısız olmasını isteyenler, fırsat buldukça toplumun fay hatlarına dokunmaya çalışacaktır.

Bizim yapmamız gereken ise tam tersidir. Daha dikkatli olacağız. Her olayı büyütmeden önce arkasındaki gerçekliğe bakacağız. Bir münferit hadiseyi bütün bir topluluğa mal etmeyeceğiz. Türkü Kürde, Kürdü Türke karşı kışkırtmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz. Kimi yazarak, kimi anlatarak, kimi siyasi rant için süreci baltalamak isteyenlere inat.
Kimimiz yazarak, kimimiz anlatarak, kimimiz siyasi risk alarak bu sürece katkı sunacağız. Çünkü hepimizin ortak menfaati aynı: Bu ülkede bir daha terör olmasın. Ve provokatörlere inat, kardeşlik kazansın.

Yorumlar