İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Sinemayı hayata döndürmek

Sinemayı hayata döndürmek

Sinema, hayatımızın kuşkusuz önemli bir parçası. Vizyona giren bir filmi sevdiklerimizle izlemeye gitmek, patlamış mısır eşliğinde o atmosferi paylaşmak her zaman keyifli ve birleştirici bir aktivite oldu. Ancak beyaz perde, son yıllarda sektörel olarak zor bir dönemden geçiyor. Bu kriz dijital platformların hayatımıza girmesiyle başlasa da pandemi döneminde salonların kapanmasıyla zirveye ulaştı. Günümüzde ise sinema, eski ihtişamlı günlerine dönmeye çalışıyor.

Sinemanın geri plana itilmesi aslında seyircinin izleme alışkanlıklarının değişmesiyle başladı. Hemen herkesin evine giren dijital platformlar, devasa bir içerik arşivini tek tuşla izleyiciye sundu. İstediğin an filmi durdurabilmek, geri sarabilmek ya da parça parça izlemek gibi konforlar ise seyirciyi beyaz perdeden uzaklaştıran diğer etkenleri oluşturuyor. Üstelik bir platformun aylık üyelik bedelinin tek bir sinema biletinden çok daha hesaplı olması da cabası.

Bunun gibi birçok sebepten ötürü seyirciler için sinemaya gitmenin anlamı değişti. Artık insanlar sadece dev prodüksiyonlu filmleri deneyimlemek için evden çıkar oldu. Öyle ki 2023 yazında Barbie ve Oppenheimer devasa bir trende dönüşürken sinema salonlarını doldurdu. Seyircilerin sinemaya dönüşü sinemaseverleri sevindirse de bu coşkunun devamı gelmedi.

Peki sinemanın hayatımızdaki yeri yalnızca dev prodüksiyonlu yapımlarla sınırlı mı kalmalı? Bir filmi evde küçük ekranlarımızda parçalar halinde seyretmek; karanlık bir salonda tanımadığımız insanlarla aynı duyguları paylaşarak izlemenin yerini gerçekten tutabilir mi? Bir filmi dijital profilimizdeki izlenenler listesine atılan bir çentikten fazlası haline getiren, kolektif bir deneyime dönüştüren aslında o karanlık salonda benzer hislerle aynı evrene konuk olmak değil midir?

Belki de sinemanın bu birleştirici yönünü unutmamızın bir diğer sebebi bağımsız sinemaların birer birer kapanmasıdır. 2019’da çokça tartışılan sinema yasasının sonuçları ve pandeminin yarattığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle kepenk kapatan sokak sinemaları hem sektörün içinde yer alanlar hem de seyirci için bir buluşma noktasıydı. Aynı zamanda kent hafızasının önemli bir parçasını oluşturuyordu. Şimdilerde alışveriş merkezlerinin en üst katlarına sıkışmış salonlara gitmek ve tamamen kâr odaklı tasarlanan bir atmosferde film seyretmek, sinemanın ruhunu günden güne yok ediyor.

Beyaz perdeyi eski ihtişamlı günlerine döndürmek için onu salt bir tüketim nesnesi olmaktan çıkarmak gerekiyor. Sinema salonlarını yaşayan kültür mekanları haline getirmek, bağımsız sinemalara ve festivallere destek olmak bu dönüşümün ilk adımları olabilir. Ancak iş sadece seyircide bitmiyor. Sinemayı tekrar ayağa kaldırmak tekelleşme zincirini kırmaktan, bağımsız sinemacıyı koruyan yasal düzenlemelerden geçiyor. Sinemayı bir lüks olmaktan çıkarıp erişilebilir bir kültürel deneyime dönüştürmek; toplum hafızasındaki yerini ve birleştirici büyüsünü hatırlamak hepimiz için her zamankinden daha kıymetli.


 

Yorumlar