İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Mekke Paktı: Körfez’de yeni güvenlik düzeni mi kuruluyor?

Mekke Paktı: Körfez’de yeni güvenlik düzeni mi kuruluyor?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın imzaladığı savunma anlaşmasını yalnızca üç ülke arasındaki askerî iş birliği olarak okumak büyük resmi kaçırmak olur. Bu anlaşma, Ortadoğu’da güvenlik mimarisinin değişmeye başladığının önemli bir işareti.

Suudi Arabistan uzun yıllar güvenliğini büyük ölçüde ABD’ye dayandırdı. Ancak Riyad artık tek bir güvenlik sağlayıcısına bağımlı kalmak istemiyor. Washington’la ilişkilerini korurken Türkiye, Pakistan ve Çin gibi aktörlerle de çok katmanlı bir güvenlik ağı oluşturuyor.

Burada Türkiye’nin rolü özellikle önemli.

Ankara’nın NATO tecrübesi, gelişen savunma sanayii, İHA/SİHA ve elektronik harp kapasitesi, Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın büyük askerî kapasitesi aynı denklemde buluşuyor. Böylece Akdeniz–Körfez–Hint Okyanusu arasında yeni bir stratejik hat ortaya çıkıyor.

Fakat paktın gerçek gücü imzalanan metinde değil, kriz anında ne yapacağında ortaya çıkacak.

Suudi petrol tesislerine füze saldırısı olduğunda Türkiye ve Pakistan ne yapacak? Hürmüz Boğazı tehdit edildiğinde ortak bir güvenlik mekanizması kurulabilecek mi? Kızıldeniz’de ticaret yolları saldırıya uğradığında üç ülke birlikte hareket edebilecek mi?

Enerji boyutu ise anlaşmanın görünmeyen merkezidir.

Suudi Arabistan’ın güvenliği aynı zamanda küresel enerji güvenliğidir. Hürmüz Boğazı, Bab el-Mendeb, Kızıldeniz ve Suudi petrol altyapısı birbirinden bağımsız düşünülemez.

Dolayısıyla geleceğin bölgesel güvenlik mimarisi yalnızca tank, uçak ve füze savunmasından oluşmayacak.

Petrol tesisleri, limanlar, boru hatları, tankerler, enerji terminalleri ve deniz ticaret yolları da korunmak zorunda.

Türkiye burada önemli bir avantaj taşıyor. Çünkü Ankara aynı anda NATO, Akdeniz, Körfez ve Asya güvenlik denklemlerine erişebilen birkaç ülkeden biri.

Pakistan ise anlaşmaya yalnızca askerî kapasite değil, nükleer caydırıcılık gölgesi kazandırıyor. Ancak İslamabad’ın Riyad adına İran’la doğrudan çatışmaya girmesini beklemek gerçekçi değil. Bu nedenle anlaşmanın sınırları da oldukça açık.

Hindistan açısından ise tablo farklı. Yeni Delhi, Pakistan’ın Türkiye ve Suudi Arabistan’la daha kurumsal bir güvenlik ilişkisine girmesini yakından takip edecektir. Böylece Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisi, Güney Asya’daki güç rekabetine de bağlanıyor.

Peki bu “Müslüman NATO’su” mu?

Henüz değil.

Ancak daha doğru bir tanımlama yapılabilir:

Mekke Paktı, bölgesel güçlerin kendi güvenlik kapasitelerini oluşturmaya başladığı çok merkezli Ortadoğu düzeninin ilk kurumsal halkalarından biridir.

ABD’nin bölgedeki rolü sona ermiyor. Tam tersine Washington hâlâ vazgeçilmez aktör. Fakat Suudi Arabistan artık güvenliğini yalnızca Washington’a emanet etmek istemiyor.

Riyad’ın mesajı aslında şu:

“ABD bizim ortağımız olmaya devam edebilir; ancak güvenliğimizin tek garantörü olmak zorunda değil.”

İşte Mekke Paktı’nın gerçek jeopolitik anlamı burada.

Önümüzdeki dönemde anlaşma ortak tatbikatlara, istihbarat paylaşımına, hava savunmasına, savunma sanayii ortak üretimine ve enerji altyapısının korunmasına dönüşürse, bu yapı çok daha önemli hale gelecek.

Türkiye açısından hedef ise yalnızca pakta taraf olmak değil; yeni güvenlik mimarisinin savunma sanayii, istihbarat ve enerji güvenliği omurgalarından biri haline gelmek olmalıdır.

Çünkü Ortadoğu’da yeni dönem artık yalnızca “kim kimi koruyor?” sorusuyla açıklanamayacak.

Asıl soru şu:

“Kim, enerjinin üretiminden taşınmasına kadar bütün zinciri koruyabilecek bölgesel güvenlik kapasitesine sahip?”

Mekke Paktı’nın gerçek önemi de bu sorunun cevabında yatıyor.

Yorumlar