İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Sessiz yaza sığınan çocuklar

Sessiz yaza sığınan çocuklar

Okulların kapanmasıyla birlikte evlerde başlayan o tanıdık yaz telaşı, bu yıl yerini garip bir sessizliğe bıraktı. Sokaklardan yükselen top sesleri, saklambaç ebelemeleri, mahalle aralarındaki o neşeli çocuk cıvıltıları nerede? Cevap çok uzakta değil: Klimalı salonların loş köşelerinde, ellerindeki küçük cam ekranların yüzlerine vurduğu mavi ışıkta.

Yaz ayları bizim zamanımızda serbestlikti; hareket etmek, doğayla temas kurmak, dizini kanata kanata büyümek demekti. Şimdilerde ise "yaz tatili", çocuklar için kontrolsüz bir dijital sığınağa dönüştü. Okul zamanı koyulan "ekran süreleri", derslerin bitmesi ve havaların ısınmasıyla birlikte adeta buharlaşıyor. Ebeveynler için de durum kolay değil; sıcakların bastırması, iş temposu ve çocukların "canım sıkılıyor" baskısı birleşince, tabletler veya telefonlar en zahmetsiz bakıcı haline geliyor.

Ancak bu durum basit bir "zaman geçirme" tercihi olmaktan çıktı; sessizce ilerleyen bir bağımlılık krizine dönüştü.

Yazın o parlak güneşinin altında, renkleri ve gerçek dünyayı dokunarak keşfetmesi gereken bir çocuğun, hipnotize olmuşçasına bir ekrana hapsolması sadece göz sağlığını değil, ruhsal dünyasını da aşındırıyor. Ekran karşısında geçirilen saatler arttıkça, çocukların gerçek dünyadaki uyarılara karşı toleransı düşüyor. Gerçek hayat, algoritmanın sunduğu o hızlı ve renkli dünyadan çok daha "yavaş" ve "sıkıcı" gelmeye başlıyor. Tam da bu yüzden, yaz ortasında teknoloji detoksu yapmaya çalışan aileler devasa krizlerle karşılaşıyor.

Peki, suçu sadece çocuklara ya da ellerine verdiğimiz cihazlara mı atmalıyız?

Yaratıcılık tam da sıkıntıdan doğar. Bir çocuğun "Canım sıkılıyor" dediği an, zihninin hayal kurmaya başlama eşiğidir. Bizler ebeveynler olarak, o can sıkıntısını derhal bir ekranla "tedavi etmeye" çalıştıkça, onların kendi iç dünyalarını keşfetme yetisini ellerinden alıyoruz. Onlara hayal kuracak boş alanlar bırakmıyor, dijital dünyanın hazır eğlencelerine teslim ediyoruz.

Bu yazı sonlandırmadan önce başımızı ekranlardan kaldırıp çocukça bir yaza şans vermeliyiz. Çözüm, teknolojiyi tamamen yasaklamak ya da eve hapsedip savaş vermek değil; rüzgarı, toprağı ve gerçek arkadaşlığı dijital dünyadan daha cazip kılabilmekte.

Çocuklarımızın çocukluklarını bir ekrandan izlemelerine izin vermeyelim. Bırakalım bu yaz dizleri kirlensin, üzerleri güneş koksun ve zihinleri ekranların mavi ışığıyla değil, kendi hayal güçleriyle aydınlansın.

Yorumlar