İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kalabalıklar içinde yalnızlaşmak

Kalabalıklar içinde yalnızlaşmak

Eskiden yalnızlık, etrafında kimsenin olmamasıydı. Şimdi ise insanın etrafında onlarca, hatta yüzlerce kişi varken bile kendini yapayalnız hissedebilmesi…

Aynı masada oturup birbirimizin yüzüne bakmadan telefonlarımızın ekranlarına dalıyoruz. Yanımızdaki insanın sesini duymak yerine uzaktaki insanların hayatlarını takip ediyoruz. Gün içinde yüzlerce kişiye birkaç saniye içinde ulaşabiliyor, fakat içimizden geçenleri anlatabileceğimiz bir kişiyi bulmakta zorlanıyoruz.

Belki de çağımızın en büyük çelişkilerinden biri bu: Hiç olmadığımız kadar bağlantılı, hiç olmadığımız kadar yalnızız.

Sokaklar kalabalık, alışveriş merkezleri insanlarla dolu, Sosyal medya hesaplarımızda yüzlerce arkadaşımız, binlerce takipçimiz var. Fakat akşam olduğunda insan, bütün bu kalabalığın içinden kendi sessizliğine dönüyor.

Çünkü yalnızlık, insan sayısıyla ölçülmüyor.

Bazen en büyük yalnızlık, derdini anlatacak birini bulamamaktır. Bazen “Nasılsın?” sorusuna gerçekten cevap verebilecek kadar güvendiğin bir insanın olmamasıdır. Bazen de herkesin seni gördüğü, fakat kimsenin seni gerçekten fark etmediği duygusudur.

Oysa insanın ihtiyacı her zaman büyük kalabalıklar değildir. Bazen içten bir sohbet, karşılıksız bir tebessüm, omzuna dokunan bir el yeter. Bir dostun “Ben buradayım.” demesi, uzun uzun anlatılan cümlelerden daha değerlidir.

Belki de birbirimize yeniden bakmayı öğrenmeliyiz.

Telefonlarımızı biraz daha erken kapatıp karşımızdaki insanın gözlerine bakmayı… Bir arkadaşımızı sadece sosyal medyada görmek yerine gerçekten aramayı… Yan komşumuzun kapısını çalıp hâlini hatırını sormayı… Bir insanın sessizliğini fark edip “Bir şeyin var mı?” diyebilmeyi…

Çünkü bazen bir insanın hayatına dokunmak için büyük şeyler yapmak gerekmez.

Bir selam, bir sohbet, bir fincan çay, içten bir “Nasılsın?” bile yeter.

Kalabalıklar bize çok insan gösterebilir ama yakınlık, insanın kalbine dokunabilmektir. Asıl mesele etrafımızda kaç kişinin olduğu değil, kaç kişinin yanında kendimiz olabildiğimizdir.

Belki de bugün hepimizin birbirine biraz daha ihtiyacı var. Daha fazla takipçiye değil, daha fazla samimiyete… Daha çok mesaja değil, daha çok gerçek sohbete… Daha büyük kalabalıklara değil, daha derin bağlara…

Çünkü insan, kalabalığın içinde kaybolabilir.

Ama bazen tek bir insanın gerçekten yanında olduğunu bilmek, bütün yalnızlığı susturmaya yeter.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı kalabalıklar değil; sessizliğini anlayan, varlığını gerçekten hisseden bir yürektir.

Yorumlar