İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kuzey Ege yanıyor!

Kuzey Ege yanıyor!

Kuzey Ege bir kez daha alevlere teslim oldu. Ayvalık'tan Gömeç'e, Edremit'ten Burhaniye'ye dağlar yanıyor, ormanlar yanıyor, zeytinlikler yanıyor. Sadece ağaçlar değil; binlerce canlının yaşam alanı, bölgenin ekonomisi ve ülkenin doğal zenginliği gözlerimizin önünde küle dönüyor. Ardından yine aynı cümleler kuruluyor: “Kontrol altına alındı, soğutma çalışmaları sürüyor” deniliyor.

Peki ya sonra? Bir sonraki yaz mevsimini bekliyoruz. Çünkü ne yazık ki bu ülkede orman yangınları artık istisna değil, sıradanlaşmış bir felakete dönüşmüş durumda. Yangın çıktığında herkes seferber oluyor. Orman işçileri, itfaiye ekipleri, pilotlar, gönüllüler. İnsanüstü bir mücadele veriyorlar. Onların emeği tartışılmaz. Tartışılması gereken, her yıl aynı felaketleri yaşamamıza rağmen neden hala yeterli önleyici tedbirlerin alınamadığıdır.

Her yaz sıcaklıkların rekor kıracağı, kuraklığın artacağı ve rüzgarın yangın riskini büyüteceği aylar öncesinden biliniyor. Bilim insanları yıllardır uyarıyor. Buna rağmen neden her yangından sonra aynı hazırlıksızlık tartışmaları yaşanıyor? Neden önleme politikaları, müdahale kadar güçlü değil? Bu soruların cevabı, devlet yetkililerince kamuoyuna açık ve şeffaf biçimde verilmelidir.

Kuzey Ege yalnızca birkaç ilin meselesi değildir. Orası Türkiye’nin oksijen deposudur, zeytinin bereketidir, turizmin göz bebeğidir, binlerce canlı türünün evidir. Yanan sadece ağaç değildir; geleceğimiz, ekonomimiz ve doğal mirasımızdır. Daha da düşündürücü olan, bazı yangınların insan ihmaliyle başlamasıdır. Bir izmarit, kontrolsüz yakılan anız, dikkatsizce bırakılan ateş. Birkaç dakikalık sorumsuzluk, onlarca yıllık emeği yok ediyor. Böyle bir ihmali “kaza” diyerek geçiştirmek, topluma yapılacak en büyük kötülüktür.

Kamu kaynakları felaketleri önlemek için kullanılmalıdır

Artık hamasi söylemler değil, hesap veren bir yönetim anlayışı gerekiyor. Yangın sezonu başlamadan hangi hazırlıkların yapıldığı, hangi eksiklerin giderildiği, hangi risk analizlerinin oluşturulduğu toplumla paylaşılmalıdır. Çünkü kamu kaynakları, felaketlerden sonra değil, felaketleri önlemek için kullanılmalıdır.

Her yanan ormanın ardından milyonlarca fidan dikileceği söyleniyor. Elbette dikilsin. Ancak hiç kimse yüz yıllık bir ormanı birkaç bin fidanla telafi edebileceğimizi düşünmesin. Bir ağacı dikmek kolaydır; onu gerçek bir ormana dönüştürmek ise onlarca yıl ister. Kuzey Ege yeniden yeşerecek. Doğa, sabırlıdır; kendisine fırsat verildiğinde yaralarını sarar. Asıl soru şudur: Biz ders alacak mıyız? Yoksa gelecek yaz aynı ekranlarda, aynı alevleri izleyip aynı cümleleri kurmaya devam mı edeceğiz?

Bir ülkenin medeniyet seviyesi, yalnızca yaptığı yollarla, köprülerle ya da binalarla ölçülmez. Yaktığını ne kadar söndürdüğüyle değil, yanmasını ne kadar engelleyebildiğiyle ölçülür. Kuzey Ege’nin dumanı gökyüzüne yükselirken, hepimizin vicdanına da aynı soru düşüyor: bireysel olarak gerçekten gerekeni yaptık mı? Devlet yetkilileri gerekli tedbirleri aldı mı? Yeniden yeşertmek, fidan dikmek yerine var olanı koruyamadığımız sürece her şey boş.

Sağlıcakla…

Yorumlar