İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Erişilebilirllik: Bir rampadan çok daha fazlası

Erişilebilirllik: Bir rampadan çok daha fazlası

Bir kamu binasının girişine rampa yapılmış olması, o binanın erişilebilir olduğu anlamına gelir mi?
Peki rampa kullanılamayacak kadar dikse, kapı yeterince geniş değilse ya da asansöre ulaşan güzergâhta basamaklar varsa?

Görme engelli bireyler için döşenen hissedilebilir yüzey bir direğe, ağaca veya araç yoluna çıkıyorsa buna erişilebilirlik diyebilir miyiz?
Erişilebilir tuvaletin kapısı kilitliyse, içi depo olarak kullanılıyorsa ya da tekerlekli sandalyenin hareket edebileceği alan bırakılmamışsa, yalnızca kapısındaki işaret yeterli midir?

Yani erişilebilirlik bir rampadan, bir hissedilebilir yüzeyden çok daha fazlasıdır ve yalnızca “iyi niyetle” çözülebilecek kadar basit bir konu değildir.
Toplumda erişilebilirlik hâlâ (!) çoğu zaman bir sosyal sorumluluk çalışması, bir yardım faaliyeti veya engelli bireylere sunulan özel bir kolaylık gibi görülüyor. Oysa erişilebilirlik ne bir iyilik hareketidir ne de bir lütuftur.

Aynı zamanda mimarlığın, mühendisliğin ve şehir planlamasının en ciddi teknik sorumluluk alanlarından biridir.

Erişilebilirlik tartışılırken genellikle idari para cezaları öne çıkarılıyor. Elbette yaptırımlar önemlidir. Ancak kurumlar açısından asıl büyük maliyet çoğu zaman cezanın kendisi değil, yanlış yapılan imalatın sökülerek yeniden yapılmasıdır.
Bir rampa hatalıysa kırılıp yeniden yapılır. Kapı ölçüsü uygun değilse değiştirilir. Yanlış döşenen yüzeyler sökülür. Islak hacimler yeniden düzenlenir.

Sonuçta para iki kez harcanır.
Kamuya ait bir yapıda yaşanan bu durum yalnızca teknik hata değildir; aynı zamanda kamu kaynağının verimsiz kullanılmasıdır. Üstelik buna kurumsal itibar kaybı da eklenir.
Erişilebilirlik konusunda yapılan bir başka önemli hata da kişisel deneyim ile teknik uzmanlığın birbirine karıştırılmasıdır.

“Engelli bir çalışma arkadaşımıza sorduk, uygun olduğunu söyledi” ya da “Engelli yakınımızın tecrübesine göre yaptık” gibi açıklamalarla sık sık karşılaşıyoruz.
Engelli bireylerin deneyimleri elbette çok değerlidir. Hatta erişilebilirlik çalışmalarının kullanıcıların katılımı olmadan yürütülmesi düşünülemez. Ancak bir kişinin deneyimi, bütün kullanıcı gruplarının ihtiyaçlarını temsil etmez.

Tekerlekli sandalye kullanan bir bireyin ihtiyaçlarıyla görme engelli, işitme engelli, yaşlı ya da bilişsel desteğe ihtiyaç duyan bir bireyin gereksinimleri aynı değildir.
Bugün birkaç seminere katılmış, internetten bazı standartlara göz atmış ya da yalnızca kişisel deneyimine dayanarak danışmanlık veren kişiler -bir şekilde- kurumlara teknik rapor hazırlayabiliyor, projeleri yönlendirebiliyor ve uygulama önerilerinde bulunabiliyor.
 

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta tam olarak burasıdır.
Erişilebilirlik alanında görev alan kişinin yalnızca iyi niyetli olması yetmez. Proje okuyabilmesi, ölçüm yapabilmesi, standartları yorumlayabilmesi, farklı kullanıcı ihtiyaçlarını birlikte değerlendirebilmesi ve önerdiği çözümün sahada uygulanabilir olup olmadığını anlayabilmesi gerekir.
 

Sertifika elbette tek başına liyakatin garantisi değildir. Ancak ölçme, sınav, saha deneyimi, etik ilkeler ve mesleki sorumlulukla desteklenen ciddi bir sertifikasyon sistemi, bugün yaşadığımız yetkinlik belirsizliğini büyük ölçüde azaltabilir.
 

Kamu ve özel sektör ihalelerinde sıkça “erişilebilirlik mevzuatına uyulacaktır” şeklinde tek cümlelik ifadeler görüyoruz. Fakat bu ifade tek başına yeterli değildir.
Hangi standartların uygulanacağı, kontrollerin hangi aşamalarda yapılacağı, hangi raporların hazırlanacağı ve projede görev alacak uzmanların hangi niteliklere sahip olması gerektiği açıkça belirtilmelidir.
 

Çünkü erişilebilirlik iş bittikten sonra hazırlanan bir raporla sağlanmaz. Tasarımın en başında ele alınmalı, uygulama boyunca kontrol edilmeli ve kullanıcı deneyimiyle birlikte değerlendirilmelidir.
 

Bir mimar ve erişilebilirlik uzmanı olarak şunu açıkça söyleyebilirim:
Erişilebilirlikte iyi niyet gerçekten önemli bir başlangıçtır ama tek başına yeterli değildir.
 

Doğru bilgi, teknik yeterlilik, kullanıcı katılımı, liyakat ve etkili denetim gerektirir.
…Ve artık engelli bireylere ne kadar yardımcı olduğumuzu değil, onların önüne koyduğumuz engelleri ne kadar kaldırabildiğimizi konuşmalıyız.

Yorumlar