İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Sıkılmak artık bir lüks

Sıkılmak artık bir lüks

Günlük yaşamımız sıkılmamıza izin vermemek üzerine kurulu. Birçoğumuz sürekli bir koşuşturmanın içindeyiz, hep aceleyle yaşıyoruz. Kısa süren boşluklarımızda ise bizi oyalamak ve dikkatimizi çekmek için bekleyen sonsuz etken var. 

Artık birçoğumuzun sıkılmak için vakti yok; zaten sıkılmak da istemiyoruz. Her anı bir aktiviteyle doldurma çabası içindeyiz, en kötü sosyal medyada vakit geçiriyoruz. Ancak sıkılmaktan kaçmak düşündüğümüz kadar iyi bir şey olmayabilir. Ve artık sıkılmayışımızın azalan dikkatimizle de ilgisi olabilir. 

Bize zaman kazandırmak amacıyla giderek gelişen teknoloji, aslında hızlandıkça zamanımızdan çalıyor. Elimizden düşürmediğimiz telefonlardan anlık olarak tüm dünyada ne olup bittiğini öğrenebiliyoruz. En ufak bir boşluk anında telefonumuza sarılıyoruz. Sürekli kaydırıyoruz, sonsuz içerik tüketiyoruz. Gündem de bizim hızımıza uyum sağlıyor ve çok hızlı bir şekilde değişiyor. Hiçbir şey uzun uzun konuşulmuyor artık, sürekli yeni bir haber bir öncekini rafa kaldırıyor. 

Uzmanlar bu sonsuz bilgi akışının, sürekli kaydırma halinin dikkat süremizi eriterek Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) benzeri vakalara neden olduğunu söylüyor. Bence hepimiz kendi deneyimlerimize bakarak bunu onaylayabiliriz. Bir şeye dikkat kesilmek artık birçoğumuz için zorlu bir iş. Hiçbir şey yapmadan oturup sıkılmak ise imkansıza yakındır çünkü sürekli maruz kaldığımız yüksek dopaminli uyaranlar odaklanma güçlüğü yaratır. 

Oysaki kaçtığımız sıkılma eylemi, bize anda kalmayı ve fark etmeyi tekrar öğretecek kıymette bir eylemdir. Günlük yaşamımızda artık yeri yokmuş gibi görünen yavaşlığı bize geri verecektir. Peki bunu nasıl yapacağız, unuttuğumuz sıkılmayı nasıl tekrar hatırlayacağız? 

Aslında sıkılmak rutinlerimizde saklı. Her gün yaptığımız işleri daha yavaş yapmak, yemek yerken video seyretmek yerine yemeğin tadını çıkarmak; toplu taşımada, bir parkta, balkonda otururken ekran kaydırmak yerine etrafı seyretmek sıkılmaya davetiye çıkaracak eylemlerdir. Bu yavaşlama ve durma hali bize sadece dikkatimizi geri vermekle kalmayacak, yaratıcılığımızı da arttıracaktır. Hepimizin çok iyi bildiği, biraz da şehir efsanesi olan Newton’ın hikayesini hatırlayalım. Ağaçtan bir elma düşer ve elmanın dik düşüşü Newton’a yerçekimi konusunda ilham verir. Newton o sırada sosyal medyada kaydırmakla meşgul olsaydı yerçekimi teorisi üzerine çalışmaya başlamak şöyle dursun muhtemelen elmanın düştüğünü fark etmezdi bile. Sıkıldığımızda düşünmeye başlayan beynimiz yaratıcılık sürecinin ilk ve en önemli adımını atar aslında. Bu nedenle yavaşlamak, etrafa bakmak ve sıkılmaya izin vermek önemlidir. 

Eskiden durup öylece etrafı izleyen insanları anlayamazdım. Belki onlar sıkılmak için yapmıyordur ama ben sıkılmak için sık sık onlar gibi yapıyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Bugün bol bol sıkılın!

 

Yorumlar