İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ahde vefalı olabilmek...

Ahde vefalı olabilmek...

Bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz değerlerden biri de vefadır. Vefa; zor gününde yanında olanı unutmamaktır. Başarıya ulaştığında seni ilk destekleyen eli hatırlamaktır. Anne babanın emeğini, öğretmenin fedakarlığını, dostun omzunu, ekmeğini paylaştığın insanları gönlünde yaşatmaktır. Çünkü insanı insan yapan sadece aklı değil, hafızasıdır. Hafızasını kaybeden toplumlar ise önce vefalarını, sonra değerlerini yitirir.

Yaşamımız boyunca içsel gel gitlerimiz her daim olmuştur. Dost bildiklerimizden ve en yakınlarımızdan vefasızlıklar görmüşlüğümüz de vardır. Yıllarımızı harcadığımız, zamanımızı heba ettiğimiz, canımız ve kanımız bildiğimiz insanların, menfaati bittiğinde sırtını dönmesi ve arkamızdan vurması da alışkın olduğumuz durumlar. Aynı sofraya oturduğumuz, elinden tuttuğumuz ve onun için çabaladığımız insanların ihanetleri de acıtmıyor artık canımızı.

Ne yazık ki günümüzde çıkar ilişkileri, samimiyetin önüne geçmiş durumda. Menfaat bittiğinde dostluklar da bitiyor. Makam değiştiğinde selamlar değişiyor. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirini tanımaz hale geliyor. İşte tam da bu yüzden sıkça şu cümleyi duyuyoruz: “Vefa artık sadece bir semt adı.”

Akraba deriz, kardeş deriz, can bağı deriz, kan bağı deriz. Bunları ardı sıra sıralar gideriz. Biliriz ki; ihanetler düşmanlıklar en yakınların arasından karşına çıkar. Akrabalıkta vefa olsaydı, Hz. Yusuf mısır çarşısında satılmazdı. Kan bağı, insanı akraba yapar. Karakter ise; insanı aile yapar.
Aynı soydan gelmek; aynı vicdandan gelmek değildir. Bazı ihanetler yabancıdan gelmez. Sofrana oturandan, adını ezbere bilenden gelir. O yüzden insan bir yerden sonra akrabasını değil huzurunu seçer. Yusuf'u kuyuya atanlar yabancı değildi.

Vefa sadece bir semt adı değildir.

Vefa ölmedi; sadece ona sahip çıkan insanların sayısı azaldı. Hala anne babasına hürmet eden evlatlar, dostunu yarı yolda bırakmayan arkadaşlar, öğretmenini yıllar sonra ziyaret eden öğrenciler, kendisine yapılan iyiliği unutmayan insanlar var. Onlar sayesinde vefa yaşamaya devam ediyor.

Toplumları ayakta tutan şey yalnızca kanunlar değildir. Güven, sadakat, ahde vefa ve vicdan da en az kanunlar kadar önemlidir. Çünkü güvenin olmadığı yerde huzur, vefanın olmadığı yerde ise gerçek dostluk kurulamaz. Belki de yeniden kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben kime vefa borçluyum? Bana emek veren kaç kişiyi arayıp halini hatırını sordum? Bana uzanan hangi eli bugün ben tuttum? Vefa, geçmişe takılıp kalmak değil; geçmişin iyiliklerini geleceğe taşımaktır.

Vefa, insan olmanın en güzel tarafıdır. Onu yaşatanlar olduğu sürece de bu toprakların en kıymetli mirası olmaya devam edecektir. Ben ise şunu öğrendim; insanı en çok yabancılar değil, “bizden” dedikleri yaralar.
 

Hayat bir sınav diye bizim de problem olmamıza gerek yok. Doğru şık olursan daha şık durursun. 
 

Sağlıcakla…

Yorumlar