İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

COP31’e doğru: Dirençli şehir meselesi

COP31’e doğru: Dirençli şehir meselesi

Türkiye bu yıl iklim diplomasisinin en büyük sahnelerinden birine hazırlanıyor. COP31, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, uzmanlar, yerel yönetimler, aktivistler ve yatırımcılar Türkiye’ye bakacak. Biz de onlara “dirençli şehirler” anlatacağız.

Güzel bir başlık. Hatta kulağa tam da bu ülkenin ihtiyacı olan başlık gibi geliyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, deprem sonrası yapılan konutların neredeyse sıfır enerjili bina yaklaşımıyla tasarlandığını ve bu sayede enerji tüketiminde ve sera gazı emisyonunda ciddi azalma hedeflendiğini açıklıyor. Bu, Türkiye’nin iklim vitrini açısından önemli bir iddia…

İklim krizi, karbon salımı, neredeyse sıfır enerjili bina, dirençli şehir, sürdürülebilir kent…
Ancak hepsi kulağa en başta biraz konferans salonu cümlesi gibi geliyor değil mi? Bu kavramlar, büyük ekranlarda, kalabalık zirvelerde, ciddi sunumlarda karşımıza çıkar. Üzerine uzun uzun raporlar yazılır, hedefler açıklanır, grafikler gösterilir. Sonra biz o salonlardan çıkar, eve döneriz…
Antalya’da düzenlenecek bu büyük iklim zirvesi, ülkenin şehircilik ve mimarlık vizyonunu dünyaya anlatması için önemli bir sahne olacak. Deprem sonrası yapılan konutların neredeyse sıfır enerjili bina yaklaşımıyla tasarlandığı, enerji tüketiminde ve sera gazı emisyonunda ciddi azalmalar hedeflendiği açıklanıyor.
 

Peki binalar iklim krizinde neden bu kadar kritik?
 

UNEP’in 2025–2026 Küresel Binalar ve İnşaat Raporu’na göre binalar ve inşaat sektörü, küresel CO₂ emisyonlarının yaklaşık yüzde 37’sinden ve küresel malzeme çıkarımının yaklaşık yarısından sorumlu. Bu nedenle bina sektörü, iklim politikalarında yan başlık olmayacak kadar büyük bir aktör.
Ancak İstanbul’un meselesi yalnızca yeni yapılan birkaç iyi örnek yapı ile çözülebilecek bir sorun değil tabi ki. İstanbul’un meselesi, milyonlarca insanın yaşadığı mevcut apartmanlar. 1970’lerde, 80’lerde, 90’larda yapılmış kimi yorgun, kimi bakımsız, kimi denetimsiz, kimi iyi niyetle ama bugünün ihtiyaçlarından çok uzak tasarlanmış binalar…
 

Bu yüzden dirençli şehirden söz ederken yalnızca yeni konut projelerine, büyük master planlara ya da parlak sunumlara bakmak yetmiyor. Hatta belki en çok, gözümüzü en sıradan görünen yerlere çevirmemiz gerekiyor. Apartman cephesine, pencere doğramasına, çatıya, merdiven boşluğuna, bodrum kata, tesisata, ortak alana, salonun güneş alışına, mutfağın havalandırmasına…
 

…Ve “Yeşil bina” ya da “sürdürülebilir tasarım” sadece lüks konutların pazarlama dili olmamalı. Eğer dirençli şehir kavramı yalnızca yüksek gelir grubuna hitap eden projelerin broşürlerinde kalırsa, bu işin toplumsal karşılığı eksik kalır.
 

Çünkü iklim krizinden en çok etkilenenler çoğu zaman en az sorumlu olanlar oluyor. Yalıtımsız evde oturan, yazın klimayı açmaya çekinen, kışın faturadan korktuğu için kombiyi kısmak zorunda kalan, deprem riski yüksek binasını dönüştürecek maddi gücü olmayan insanlar…
 

Dirençli şehir, tam da bu insanları koruyabildiği ölçüde anlamlıdır.
 

Yani dirençlilik, haritada yalnızca birkaç parlayan noktadan ibaret değil, bütün kente yayılması gereken bir yaşam standardıdır. COP31 bu yüzden önemli bir fırsat olabilir. Ama bu fırsat, yalnızca uluslararası bir vitrin olarak kalırsa eksik olur.

Yorumlar