İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Çöp Değil, Enerji: Geleceği Kendi Atıklarımızla İnşa Etmek

Çöp Değil, Enerji: Geleceği Kendi Atıklarımızla İnşa Etmek

Her yıl 22 Haziran Dünya Yenilenebilir Enerji Günü geldiğinde, genellikle dev güneş panellerini veya gökyüzüne uzanan o heybetli rüzgâr güllerini hayal ederiz. Bunlar elbette geleceğimizin mimarları. Ancak çok daha yakınımızda, mutfağımızda, bahçemizde, ahırımızda; yani elimizin altında olan devasa bir enerji kaynağını genellikle görmezden geliyoruz: Kendi atıklarımız.

Bugün "çöp" diyerek poşetleyip kapımızın önüne koyduğumuz o sebze kabukları, bahçedeki bitki artıkları, hatta hayvancılıktan çıkan her türlü organik kalıntı aslında birer "hazine." Biz onları sadece bir yük olarak görüp çöp dağlarına terk ediyoruz. Oysa biyokütle ve biyogaz dediğimiz şey, aslında doğanın kendi sindirim sistemidir. Bir biyogaz tesisi, bu atıkları "mide" görevi gören tanklarda işleyerek elektriğe ve ısıya dönüştürür. Üstelik geriye kalan malzeme, toprağı kimyasal gübrelerin esaretinden kurtaran pırıl pırıl bir organik gübredir.

Ancak ortada acı bir gerçek var: Ülke olarak bu potansiyeli aslında "gömmeyi" tercih ediyoruz.

Biyogaz, enerjinin en yerli, en milli ve en kesintisiz halidir. Güneş bazen bulutların ardında saklanır, rüzgâr bazen diner ama atık hayatın olduğu her yerde, 7 gün 24 saat oluşmaya devam eder. Tam da bu yüzden stratejik bir güce sahiptir. Peki, biz ne yapıyoruz? Büyük heveslerle kurulan, milyonlarca dolar yatırılan, çevreyi temizleyen ve enerji üreten biyogaz tesislerini, destek mekanizmalarındaki yanlışlar ve yetersiz politikalar yüzünden birer birer kapatıyoruz.

Bugün, elektrik üretiminde yerli ve çevreci bir seçenek olan biyogaz tesisleri, YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) kapsamındaki desteklerin yetersizliği veya son bulması nedeniyle "fişini çekmek" zorunda kalıyor. Bir yanda "yenilenebilir enerji" sloganları atılırken, diğer yanda kendi atığını enerjiye dönüştüren tesislerin ekonomik çıkmazlar yüzünden kapılarına kilit vurması, vizyonsuzluğun en somut göstergesidir. Tesisleri kapatıp atıkları tekrar çevre kirliliği yaratan çöp alanlarına gömmek, geleceğimizden çalmaktır.

Gelişmiş ülkeler atığı "hammadde" olarak görüp buna göre teşvik sistemleri kurarken, bizde tesislerin ayakta kalma mücadelesi vermesi ve kapanmaya zorlanması büyük bir kayıptır. 22 Haziran'ı sadece süslü bir farkındalık günü olarak geçiştirmek, bu muazzam potansiyeli bürokratik hatalarla yok etmek demektir. Çocuklarımıza bırakacağımız miras, sadece pahalı faturalar mı olmalı, yoksa kendi enerjisini, kendi toprağının bereketinden üretebilen bir akıl mı?

Unutmayalım ki biz doğayı miras almadık, onu çocuklarımızdan ödünç aldık. Ödünç aldığımız hiçbir şeyi, yanlış politikalarla ve ilgisizlikle yok ederek geri verme hakkımız yok. Geleceği tüketmek mi, yoksa atığı bile enerjiye dönüştürerek geleceği üretmek mi? Bugün kapatılan o tesisler, sadece birer fabrika değil, aslında geleceğimizin birer parçasıdır. Eğer onları yaşatamazsak, yarın o "çöp dağlarının" altında sadece doğayı değil, kendi vicdanımızı da gömmüş olacağız.

Sizce, atığı enerjiye dönüştüren bu tesislerin ekonomik yükler altında ezilmesine göz yummak, yarın çok daha büyük bir çevre ve enerji faturasıyla karşılaşmamıza neden olmayacak mı?

 

Yorumlar