İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ölünce siyaset yapamazsam...

Ölünce siyaset yapamazsam...

Bir şarkı var, der ki: “ölünce sevemezsem seni.” Aslında bu şarkının sözlerini “ölünce siyaset yapamazsam” diye değiştirmek lazım. Sözde demokrasinin hâkim olduğu ülkemizde siyasetçilerimize bir bakınız. Parti genel başkanları hep aynı kişiler, mecliste vekiller çok aynı yüzler ve her dönem listelerde hep aynı isimler. Ülkemizde sizlerden başka ülkeyi yönetecek kimse yok mu? O koltuğa oturanlar neden kalkmasını bilmiyor? 

Siyaset, yalnızca fikirlerin ve ideallerin yarışı değil aynı zamanda güç, sadakat ve çıkar çatışmalarının da sahnesidir. Tarih boyunca bazı ihanetler yalnızca kişileri değil, devletleri, milletleri ve hatta çağları değiştirmiştir. Dün omuz omuza yürüyenlerin bugün birbirine düşman olması, siyasetin en sert gerçeğidir. Son örneğini yaşadığımız Özel ve Kılıçdaroğlu gibi. 

Tarihi ihanetlerin ortak noktası, çoğu zaman “dava” söylemiyle başlayıp kişisel hesaplarla sonuçlanmasıdır. Güç paylaşımında yaşanan anlaşmazlıklar, makam hırsı, dış baskılar veya ideolojik ayrılıklar; en yakın müttefikleri bile birbirine rakip hâline getirmiştir. Bir dönem aynı kürsüden halka seslenenler, kısa süre sonra birbirlerini “hain” ilan edebilmiştir. Bir zamanla baba oğul ilişkisi içinde olan Erdoğan ve Erbakan gibi. 

Tarih kitaplarında bu örnekler sayısızdır. Roma’da Julius Cesar'ın en yakınındaki isimlerden biri olan Brütüz tarafından hançerlenmesi, yalnızca bir suikast değil, siyasi güvenin çöküşünün sembolü olmuştur. Osmanlı’da taht mücadeleleri uğruna kardeşlerin birbirine düşmesi, devletin bekası adına yapılan sert kararların nasıl derin yaralar açtığını göstermiştir. Modern çağda ise darbeler, parti içi tasfiyeler ve gizli ittifaklar, siyasi ihanetin farklı yüzleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyasette ihanetin en büyüğü seçen halka yapılmaktadır  

Seçimlerde en büyük ihanet bir lidere değil, oyları ile başa getiren seçmene yani halka yapılır. Seçim dönemlerinde verilen sözlerin unutulması, kamu kaynaklarının kişisel çıkarlar için kullanılması, milletin güveninin istismar edilmesi siyasetteki en ağır kırılmaları doğurur. Çünkü halkın hafızası zaman zaman kısa olsa da adalet duygusu kalıcıdır.

Bugün dünyada birçok ülkede yaşanan siyasi kutuplaşmanın temelinde de güven kaybı yatmaktadır. Halkın güveni bitince başa taç edilen liderin tarih sahnesinden silinmesi kaçınılmazdır. İnsanlar artık yalnızca rakip partilere değil, kendi destekledikleri kadrolara karşı da şüpheyle yaklaşmaktadır. Bunun nedeni, geçmişte yaşanan ihanetlerin bıraktığı izlerdir.

Siyaset, ilkeler üzerine kurulduğunda toplumları yükseltir; kişisel hesapların aracı hâline geldiğinde ise çöküşü hızlandırır. Tarihi ihanetlerden çıkarılması gereken en önemli ders budur. Güç geçicidir, fakat güven kaybının bedeli nesiller boyunca ödenir. Ülkemizde geldiğimiz noktada siyaset halkı yönetmekten daha çok koltuk sevdasına dönüşmüş durumdadır. 

Zamanı geldiğinde bırakabilmek, belirli bir yaşa gelindiğinde köşene çekilebilmek ve gençlerimize kucak açıp o koltuğa oturtabilmek ülkene ve milletine yapacağın en büyük hizmettir. Koltuğu oturan bir daha kalkmasını bilmiyor. Mezara kadar siyaset bizim ülkemize özgü olsa gerek. Bir ata sözümüz var "Ar damarı çatlamış" deriz. Açılımı ise; utanç duyulması gereken kötü veya çirkin davranışları hiçbir sıkıntı duymadan, çekinmeden ve yüzü bile kızarmadan yapan, utanmaz kimseler için kullanılan bir deyimdir. Günümüzde tamda bunu yaşıyoruz.  Şunu asla unutmayın; “biri koltuğundan kalkmıyorsa altına pislemiştir.”
Sağlıcakla…

Yorumlar