İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Dernek dediğin tabela değil, derttir

Dernek dediğin tabela değil, derttir

Sahada daha aktif olduğum dönemlerde birçok dernekle röportaj yaptım. Kapılarını çaldım, yöneticileriyle oturdum, üyeleriyle konuştum.
İçlerinde gerçekten iyi niyetle kurulmuş olanlar vardı. Gurbette memleket kokusunu yaşatmak, aynı şehirden gelen insanları bir arada tutmak, hemşehrilik duygusunu ayakta tutmak istiyorlardı.
Ama açık konuşmak gerekirse, birçoğu zamanla aynı noktaya sıkışıp kalmıştı.
Bir masa, birkaç sandalye, ocakta demlenen çay, köşede oynanan tavla, içeride tüten sigara dumanı…
 

Elbette bunu küçümsemek için söylemiyorum. İnsan bazen gurbette bir bardak çayın yanında kendi memleketinden bir ses duymak ister. Bu da değerlidir. Fakat dernekçilik sadece bununla sınırlı kaldığında, geriye çoğu zaman tabeladan başka bir şey kalmıyor.
Oysa bu ülkede dernek denince akla sadece hemşehri lokalleri gelmemeli. LÖSEV, ÇYDD, TEMA, 

Darüşşafaka Cemiyeti, AÇEV gibi hayatın tam ortasına dokunan; insana umut olan, eğitime, sağlığa, çevreye ve dayanışmaya katkı sunan yapılar da var.
Yani mesele dernek kurmak değil; kurulan derneğin neye hizmet ettiğidir.
Benim T.C. Şehit ve Gazi Aileleri Koruma ve Kalkındırma Derneği ile ilk tanışmam, Ağrı Yaşam Gazetesi İmtiyaz Sahibi Zeki Erdoğan vesilesiyle oldu. Derneği ve İstanbul İl Başkanı Orhan Çelik’i ise daha önce Ağrı Gazetesi İmtiyaz Sahibi Raşit Yıldırım’dan da dinlemiştim.
İstanbul İl Başkanlığı hizmet yerinin açılışına katıldım. 13 Kasım 2025’te yapılan o açılışta, Dernek Genel Başkanı İbrahim Sagun ve İstanbul İl Başkanı Orhan Çelik, gelen her misafiri nasıl saygıyla ağırladıysa beni de aynı incelikle karşıladı.
 

O gün şunu gördüm;
Burası sadece kapısında tabela olan bir yer değil.
Çünkü burada konuşulan mesele, bir derneğin varlığını sürdürme çabasından çok daha fazlasıydı. Burada şehit ailelerinin, gazilerin ve onların yakınlarının yıllardır bekleyen sorunları vardı. Sadece özel günlerde değil, her gün sahip çıkılması gereken bir emanet vardı.
Derneğin bugüne kadar yaptığı çalışmalar da bunu gösteriyor.
Daha önce de yazmıştık. T.C. Şehit ve Gazi Aileleri Koruma ve Kalkındırma Derneği, şehit yakınları ve gazilerin taleplerini içeren 165 maddelik bir dosyayı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu.
 

Bu dosyada sosyal haklardan sağlık hizmetlerine, ekonomik iyileştirmelerden yaşanan mağduriyetlerin giderilmesine kadar birçok başlık yer aldı.
Aradan zaman geçti. Beklenen cevap henüz gelmedi.
Ama Orhan Çelik ve ekibi, beklemekle yetinmiyor.
 

İstanbul’da şehit aileleri ve gaziler adına çalınması gereken her kapıyı çalıyorlar. Kimi zaman bir hastane meselesinin peşine düşüyorlar, kimi zaman bir ailenin sorununu ilgili kuruma taşıyorlar, kimi zaman da sadece bir annenin hatırını sormak için yola çıkıyorlar.
Belki dışarıdan bakınca bunlar küçük işler gibi görülebilir. Ama yalnız bırakıldığını düşünen bir şehit ailesi için hatırlanmak küçük bir şey değildir. Bir gazinin derdinin takip edilmesi, bir ailenin “Biz unutulmadık” diyebilmesi çok kıymetlidir.
 

Bugün Orhan Çelik ve arkadaşları, İstanbul’da bu sorumluluğu taşımaya çalışıyor.
Şehit aileleri ve gaziler için Meclis’ten çıkacak müjdeyi bekliyorlar. Ama o müjde gelene kadar sahadan çekilmiyorlar.
Çünkü onların yaptığı işin özü tam da burada başlıyor:
Beklerken susmamak.
Cevap gelmeyince vazgeçmemek.
Kapı kapanınca başka kapıya yürümek.
Bence dernekçilik dediğimiz şey de budur.
Kaç üyen var değil; kaç insana dokundun?
Kaç masa kurdun değil; kaç derdi sahiplendin?
Kaç etkinlik yaptın değil; kimin yalnızlığını azalttın?
Çünkü dernekçilik bir mekân işletmek değildir. Dernekçilik, bir mesuliyet taşımaktır.
Hele söz konusu şehit aileleri ve gazilerse, bu mesuliyet çok daha ağırdır.
Ama kabul edelim, çoğu zaman unutuyoruz.
 

Tören günlerinde hatırlıyor, özel günlerde birkaç güzel cümle kuruyor, sonra yine kendi gündemimize dönüyoruz.
 

İşte tam da bu yüzden bu tür derneklerin ayakta kalması, görünür olması ve desteklenmesi gerekiyor.
Çünkü bazı dernekler tabela değildir. Bazı dernekler bir hafızadır, bir vicdandır, bize unutmamamız gerekenleri hatırlatan bir emanettir.
 

T.C. Şehit ve Gazi Aileleri Koruma ve Kalkındırma Derneği de benim gözümde onlardan biri.
Çünkü bu mesele, sadece bir derneğin meselesi değildir. Bu, hepimizin meselesidir. Atatürk’ün işaret ettiği gibi, vatanını sevmek büyük sözlerle değil; insana, göreve ve emanete sahip çıkmakla ölçülür.
 

Şehit ailelerinin ve gazilerin yanında durmak da bu ülkeye karşı en temel görevlerimizden biridir.

Yorumlar