İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Bu bayram yine evde oturacağız

Bu bayram yine evde oturacağız

Dokuz gün. Kulağa ne kadar da hoş geliyor değil mi? Uzun bir nefes, şehirden kaçış, sevdiklerinle geçirilen zaman… Ama bu tatil artık birçok vatandaş için dinlenme değil, adeta bir ekonomik sınav haline geldi.
 

Eskiden bayram demek, yola çıkmak demekti. Memlekete gidilir, büyüklerin eli öpülür, sofralar kurulur, çocuklar harçlık heyecanı yaşardı. Şimdi ise insanlar daha yola çıkmadan hesap makinesine sarılıyor. Otobüs biletleri uçmuş, akaryakıt fiyatları zaten malum, konaklama desen ayrı bir dert. Tatil planı yapmak, neredeyse küçük çaplı bir yatırım kararına dönüşmüş durumda.
 

***

Dokuz günlük tatil ilan edildiğinde, turizm sektörü için bu bir fırsat olarak görülüyor. Oteller doluyor, sahil bölgeleri hareketleniyor. Ancak aynı tablo, vatandaşın cebine bakıldığında çok farklı bir hikâyeye dönüşüyor. Çünkü bu tatilin maliyeti, birçok aile için karşılanabilir olmaktan çıkmış durumda. Birkaç günlüğüne şehir değiştirmek bile ciddi bir bütçe gerektiriyor.
Hal böyle olunca bayramın ruhu da değişiyor. Ziyaretler azalıyor, yolculuklar erteleniyor. İnsanlar “gitmek istiyoruz ama gidemiyoruz” cümlesini daha sık kurar hale geldi. Tatil uzadıkça, aslında ekonomik baskı da uzuyor. Çünkü tatil demek, sadece dinlenmek değil; aynı zamanda harcamak demek.
 

Çalışan kesimin önemli bir bölümü için bu uzun tatil, gelir kaybı anlamına geliyor. Günlük çalışanlar, küçük esnaf, serbest meslek sahipleri… Onlar için bayram tatili, kazancın durduğu bir dönem demek. Yani bir yanda tatil yapamayanlar, diğer yanda tatil yüzünden kazanamayanlar var.
Peki çözüm ne? Tatil sürelerini uzatmak mı, yoksa insanların bu tatili gerçekten yaşayabileceği ekonomik koşulları sağlamak mı? Asıl mesele burada düğümleniyor. Çünkü bayramın anlamı, resmi tatil günlerinin sayısıyla ölçülemez. Bayram, paylaşabilmekle, bir araya gelebilmekle anlam kazanır.

***

Bugün gelinen noktada, bayram tatili birçok kişi için bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda. Oysa bayramlar, ayrıştıran değil birleştiren günler olmalı. İnsanların sevdiklerine ulaşabildiği, sofraların 

gerçekten kurulabildiği, yüzlerin içten gülebildiği zamanlar…
 

Dokuz gün tatil var, evet. Ama kaç kişi gerçekten tatil yapabiliyor? 

Yorumlar