İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Seçim mi?

Seçim mi?

Bugünlerde seçilmiş ve atanmışların adları çok geçmekte. Seçilmiş derken kim, kimi ne adına, hangi gerekçeyle temsil etmekte? Seçilen temsilci ya da sözcü belli bir topluluk adına belli ölçüler içinde temsil edip yönetir. Nerede? Dünden bugüne “kurulu sistemin” devlet yapısı içindeki yakası kalkık, omuzu kalabalık, beli silahlı ve birde buna iktidarı yöneten sarayın varlığını da katarsak “egemen” gücün karesini yani dört köşeyi tamamlamış oluruz.

Devlet yapısı üretim ilişkileri, üretici güçleri ve aletlerinin gelişmesi sürecinde “dar temsil”,  “geniş temsil”  sistemine bıraktı. Temsil sistemi geniş olsa bile belirlemiş olduğu ölçüt yani “yasalar içinde” temsil etme ve “temsili seçim” yapılmakta.

Yasalar politik erki elinde bulunduranlar tarafından belirlenmekte. İşte bu nedenle günümüzde yapılan tüm seçimler “temsili” anlamda yapılmakta. Toplumun çıkar ve menfaati “temsili” seçimle iş başı yapanlar tarafından hiç dikkate alınmamakta. Toplumun yani çoğunluğun yani üretici güçlerin yani ürettiğinden daha az tüketen güçlerin emekçilerin çıkar ve menfaatleri hiç sorgulanmamakta.

Seçilmişler içinde elbet istisnalar olabilir bunların haricinde kurulu sistemin “seçim ve demokrasi” anlayışı “görelidir”. Dün ister Atina ve Roma, ister Arabistan ve Uzakdoğu olsun “devlet” egemenlik sömürü ve baskı üzerine kurulmuştur. Bugün değişen hiçbir şey yok. Dün olduğu gibi bugünde iktidar güçlerinin sömürü, baskı, daha fazla hırs ve bencilliği için çıkarlarına hizmet edecek “aparatlara” ihtiyacı var. Çoğunluk içinden o kadar çok aparat olmak isteyen var ki içlerinden kimi seçerse yurttaşa onu seçtirmekte. Günümüzde yapılan seçimlerin hemen hepsinin içeriği özü budur.

Yurttaş ya seçimle ya da seçilmiş kişiler arasında seçilen şahıslar tarafından yönetilmekte. Bu “şahıslar” ister başkanlık ister başka bir adla bile olsa ABD li bir şahsın dediği gibi “monarşi” biçiminde yönetilmekte. Genel ve yerel seçimdeki adaylar egemen güçler tarafından belirlenmekte. Yine istisnalar olabilir hatta bu yerel istisnalar “Terzi Fikri” gibi birilerinin korkulu rüyası da olmuştur. İktidar erkin'in saray ayağı dışındakiler yine sarayın çıkarlarına hizmet etmekle mükellef. Seçilenler beğenilmediğinde “gözünün üstünde kaşı var” denilerek görevden alındığı gibi uzun bir yargılama sürecine girilir.

Seçilenler görevden alındığında yine seçilenler arasında birinin seçilmesi olduğu gibi genellikle “devlet” tarafından biri “atanır”. Atanan merkezi yönetimin bir memurundan başka biri değildir. O zaman sorarlar neden seçim yapıldı neden anayasa da yurttaşın seçme ve seçilme hakkı var ve neden uygulanmıyor?

İktidar hangi egemen erkin ya da partinin elinde olursa olsun ister parlamento ister başkanlık biçimi sorun değil merkezi ve yerel güçte kim güçlüyse o yasama ve yürütmeyi belirler. Yasama, yürütme ve uygulama yurttaşın çıkar ve menfaatini gözetmek zorunda. Şayet toplumun çıkarı değil bir grup ya da bireyin çıkarına olduğunda ise monarşi ve oligarşi güçlerinin çıkarınadır. 2002’den günümüze aralıksız aynı parti az değil 24 yıldır iktidarda.

İktidar erki son merkezi ve yerel seçimlerde yaşanan oy gerilemesi neticesinde tepkisel reaksiyon gösterdi. Kendini buna göre revize etmesi gerekirken (ki yasama ve yürütme gücü elinde) agresif bir tavır aldı. Başkanlık yönetimi ile bakanlar kurulu seçilmişler arasından değil atanmışlar arasından belirlendi. Bakanlar kurulu meclise ve topluma sorumlu değil doğrudan “başkana” bağlı. “Başkanlığa” geçtiğimiz dönem yine bu köşede bir yazımda belirtmiştim.

Seçimlerde özellikle yerel yönetim seçimlerinde farklı oy kullanımı olduğu gözlenmekte. Yerel seçimlerde yönetimler elden gidiyorsa akıllıca yapılacak tek bir iş vardır. Tıpkı bakanlıklara bağlı genel müdürlükler gibi “Kent ve Yerel Yönetim Bakanlığı” kurulup belediyeler onlara bağlı il ve ilçe müdürlüklerine dönüştürülmeli. Böylelikle adliyenin yoğunluğu azaltılır. Sorunlar geçici olarak da olsa halının altına süpürülür. Adalet ve İçişleri bakanlıklarında şişkin kadrolara yeni görevler verilerek “atamalar” yapılır. İhaleler merkezi hükümetin doğrudan denetimine geçer. 

Bu uygulama mevcut iktidarın yapacağı anlayıştadır.

Seçimler “kurulu sistemin” anlayışı temelinde ise bu uygulamada onlar için “hoş” görünümlüdür. 

Seçim mi, atama mı?

Bu nedenle küfe yurttaşın sırtında olduğu müddetçe yükün ağırlığı az mı çok mu olduğunun bir önemi sizce olabilir mi?

 

Yorumlar