İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Okul kapısı kime emanet!

Okul kapısı kime emanet!

Şanlıurfa’da yaşanan vahim olay, okulların kime emanet edildiği sorusunu bir kez daha önümüze koydu. Dün “Parklar kime emanet?” diye sordum, bugün ise aynı soruyu okullar için soruyorum: Okul kapısı kime emanet? Dün “Ya ölen olsaydı?” diyorduk, bugün Kahramanmaraş’tan ölüm haberi geldi. Bir ortaokuldaki silahlı saldırıda 3’ü öğrenci, 1’i öğretmen 4 kişi yaşamını yitirdi, 20 kişi yaralandı. Olayın ardından habere ilişkin yayın yasağı kararı alındı.
 

Şanlıurfa Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, eski bir öğrencinin düzenlediği silahlı saldırıda 16 kişi yaralandı. Ardından 1 şüpheli gözaltına alındı, 4 yönetici görevden uzaklaştırıldı, Millî Eğitim Bakanlığı müfettiş ve koordinasyon ekibi görevlendirdi, okulda eğitime 4 gün ara verildi. Bazı eğitim sendikaları da 1 ya da 2 günlük iş bırakma kararı açıkladı. Ortaya çıkan tablo, olayın artık sadece adli bir vaka olmadığını; doğrudan bir okul güvenliği ve kamu yönetimi krizine dönüştüğünü gösteriyor.


Olay yaşanmadan tedbir 

Şunu söyleyenler olabilir: “Okul güvenliği ne kadar iyi olursa olsun, olacak olan olur.” Hayır, mesele bu kadar basit değil. Çünkü her olaydan önce alınabilecek tedbirler vardır. Asıl sorgulanması gereken de budur.

Bir okul, çocukların en güvende olması gereken yerdir. Eğer eski bir öğrenci elinde pompalı tüfekle okula girip 16 kişiyi yaralayabiliyorsa, burada sadece bir failden söz edilemez. Ortada açık bir güvenlik ve denetim boşluğu vardır. Bu yüzden soru nettir: Okulun kapısı kime emanet?
 

Bir de şu açıdan bakalım: Ya bu saldırıda 16 kişi yaralanmasaydı da 16 kişi hayatını kaybetseydi? O zaman da yine aynı cümleleri mi kuracaktık? Yine soruşturma, görevden alma, açıklama ve geçmiş olsun mesajlarıyla mı yetinecektik?


Aynı hamam aynı tas
 

Türkiye’de her büyük olaydan sonra aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Açıklamalar yapılıyor, soruşturmalar başlatılıyor, müfettişler görevlendiriliyor, bazı isimler görevden uzaklaştırılıyor, geçmiş olsun mesajları paylaşılıyor. Ama kamuoyunun duymak istediği asıl şey bunlar değil.

İnsanlar şunu bilmek istiyor: Bu okulda hangi önlem eksikti? Neden eksikti? Daha önce herhangi bir uyarı yapılmış mıydı? Okul giriş çıkış güvenliği nasıl sağlanıyordu? Bu soruların cevabı verilmeden hiçbir açıklama toplumu tatmin etmez.

Sendikaların iş bırakma kararları da sadece bir tepki değil, aynı zamanda bir alarmdır. Öğretmen “Ben güvende değilim” diyorsa, veli “Çocuğumu okula nasıl göndereceğim?” diye soruyorsa, öğrenci “Okulda bile korunamıyorum” hissine kapılıyorsa, burada mesele çoktan münferit olmaktan çıkmıştır.

Okul güvenliği, kapıya bir görevli koyup geçilecek bir mesele değildir. Riskli eski öğrencilerle ilgili takip mekanizması, giriş kontrolü, kriz anı protokolü, okul çevresi denetimi, psikososyal destek ve açık bir idari sorumluluk zinciri kurulmadan bu tartışma bitmez.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın psikososyal destek ekiplerini devreye sokması elbette önemlidir. Ancak asıl soru şudur: Travma yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce ne yapıldı?
 

Çünkü mesele artık yalnızca Siverek’te yaşanan bir saldırı değildir. Mesele, bu ülkede çocukların, öğretmenlerin ve okul çalışanlarının kendilerini ne kadar güvende hissedebildiğidir. Ve bu sorunun cevabı ne yazık ki iç açıcı değildir.

Yorumlar