İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Konut var, barınma yok: İstanbul’un kira krizi

Konut var, barınma yok: İstanbul’un kira krizi

İstanbul’da ortalama kiralar 30–35 bin TL bandına dayanmış durumda… Bazı merkezi ilçelerde bu rakam 50–60 bin TL’yi bulurken, çeperde bile 15–20 bin TL’nin altı neredeyse yok. Tabi sadece ortalamalardan bahsediyorum… Sorun sadece bu sayıların büyüklüğü değil, bu sayıların hayatla kurduğu ilişkinin de kopmuş olması. Çünkü aynı hızda artmayan gelirler karşısında kira, insanların hayatında bir gider kalemi olmaktan çıkıp belirleyici bir eşik haline geliyor. 

Bugün birçok insan gelirinin yarısını, hatta daha fazlasını kiraya veriyor. Eskiden “kiran gelirin üçte biri olmalı” diye konuşulan denge artık neredeyse hatırlanmıyor bile…

Bu yüzden İstanbul’da kira meselesini sadece “fiyatlar arttı” diye açıklamak yetersiz Eskiden de İstanbul pahalıydı, ev bulmak zordu ama insanlar bir şekilde kendine göre bir yer bulabiliyordu. Şimdi ise iyi bir mahallede yaşamak zaten zor, orta halli bir mahalle hızla zorlaşıyor ve uzak bir yerde yaşamak ise başka bir maliyet yaratıyor: zaman, ulaşım, yorgunluk ve giderek daralan bir yaşam alanı. Kira dediğimiz şey artık sadece barınma değil, yaşam biçimi, zaman ve enerjiyle birlikte geliyor.

Burada tuhaf bir çelişki de var. Şehirde sürekli yeni konutlar üretiliyor. Rezidanslar, güvenlikli siteler, “yatırımlık fırsat” olarak sunulan projeler… Ama bu evlerde gerçekten kim yaşıyor? Çoğu zaman bu konutlar kullanıcıdan çok yatırımcıya hitap ediyor. Alınıyor, kiraya veriliyor ya da boş tutuluyor. Ortaya garip bir durum çıkıyor: Konut var ama barınma yok. Evler var ama “yaşanan ev” sayısı o kadar da artmıyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Konut, giderek bir ihtiyaçtan çok bir finansal araca dönüşüyor.

Peki sorun zenginlerin çok zengin olması mı, yoksa yoksulluğun derinleşmesi mi? Aslında ikisi de bu tablonun bir parçası ama tek başına açıklayıcı değil. Evet, üst gelir grubuna yönelik konut üretimi fiyatları yukarı çekiyor. Evet, gelirlerin düşük kalması krizi daha da görünür kılıyor. Ama asıl mesele, gelir dağılımı ile mekânın üretimi arasında ciddi bir kopukluk var. 

Bu yüzden bugün İstanbul’da aslında tek bir şehir yok. Aynı şehir içinde birden fazla İstanbul var. Bir kesim kira ödemiyor, kira geliri elde ediyor. Başka bir kesim ise gelirinin büyük kısmını kiraya vererek ayakta kalmaya çalışıyor. Bir kesim merkezde kalabiliyor, diğer kesim yavaş yavaş merkezin dışına itiliyor. Bu sadece ekonomik bir fark değil, bu, aynı zamanda mekânsal bir ayrışma.

Tabi ki kimse bir sabah uyanıp “ben bu şehirden ayrıştırılıyorum” demiyor. Ama insanlar yavaş yavaş semtlerini kaybediyor. Önce alıştıkları mahalleden taşınıyorlar, sonra gündelik hayatlarının geçtiği yerlerden uzaklaşıyorlar, en sonunda da şehirle kurdukları bağ kayboluyor. Bu, çok görünür olmayan ama çok derin bir yerinden edilme hali. İstanbul’da kira meselesi biraz da bu yüzden sadece ekonomik değil, aynı zamanda duygusal ve sosyal bir mesele.

Konut, yaşanacak bir yer olmaktan çıkıp bir ürüne dönüştüğünde, şehir de yavaş yavaş bir yaşam alanı olmaktan çıkıp adeta bir eleme mekanizmasına dönüşüyor. 

İstanbul hâlâ çok güzel bir şehir, ama bu şehir herkese aynı davranmıyor. Kimi için bir fırsat ve yatırım alanıyken, kimi için ağır bir yük, kimi içinse ulaşılmaz bir yer...

Yorumlar