İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Maden her şey mi?

Maden her şey mi?

Son günlerde Karadeniz, özellikle de Giresun bölgesinde yürütülmek istenen madenciliğe karşı bölge halkının verdiği mücadeleden bahsederken bu konuda bazı hatırlatmaları yapmak zorundayız. Doğalarını yok edecek vahşi madenciliğe karşı mücadele içinde yer alan yurttaşlarımızın hiçbiri vatan haini değiller. Bu insanlar, bugünlerini olduğu kadar geleceklerini de düşünen vatanseverlerdir… Ağaçlarını kestirmemek, zeytinlerini söktürmek, su kaynaklarının kurumasına engel olmaya çalışmak, bunun için mücadele etmek ne zaman hainliği oldu? 

Ülkemizde, madenlerimizin çıkarılmasına karşıymış, gibi gösterilmeye çalışılan insanların asıl meselesi, madenciliğin bilimsel gerçekler doğrultusunda yapılması, doğaya ve çevreye zarar verilmemesidir. Türkçemizde güzel bir tabir vardır: "Attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmemek" şeklinde kullanılan bu deyim, bir işten elde edilen faydanın, o iş için harcanan çaba, emek veya yol açtığı zarardan daha az olması durumunu ifade eder. Yani yerin altındakini çıkarırken yerin üstündeki her türlü yaşamı yok etmenin insanlığa bir yararı olmaz. Ormanları keserek, zeytin ağaçlarını sökerek geleceğimizi de yok ettiğimizi ne zaman anlayacağız? 

Son yıllarda Karadeniz bölgesindeki iklimsel değişiklikleri sanırım hepimiz görüyoruz. Nisan ayında yağmaya başlayan kar ve ardından yaşanan don olayları ekonomik anlamda felakete dönüşmeye başladı. Giresun ekonomisi için fındık bir üründen çok ötesidir. Fındığın don felaketine uğraması beraberinde birçok sosyal soruna da davetiye çıkarıyor. Anlayacağınız, doğa kendine zarar vereni cezalandırıyor.

Bol yağış alan Karadeniz bölgemizde içme suyu sıkıntısı çekildiğini biliyor musunuz?

Sahil yolu projesi yapılırken yörede açılan taş ocaklarının kaynak sularımızı yok ettiğini gördük. Denizle arasına yükselti çekilen sahil kasabalarımız yaşanmaz hale geldiler. 

Ülkemizin madenlerini çıkarma konusunda oldukça tecrübeli kuruluşlarımız var, onları tek yetkili kılabilir, gerekirse özel sektörle iş birliği için izinler verilebilir. 

Bugüne kadar Lozan Antlaşması’nın yeraltı zenginliklerimizi çıkarmamıza engelmiş gibi gösteren cahillerin, yabancıların doğamızı delik deşik etmesine, kârını alıp pisliğini bize bırakmalarına neden karşı çıkmadıklarına bir anlam veremiyorum.

Kendi ülkelerinde maden aramanın çok yüksek maliyeti olduğunu bilen emperyal güçler gelip bir tane de yerli işbirlikçi bulup dağımızı taşımızı köstebek yuvasına çevirerek ülkemize ihanet ediyorlar.

Bir bölgenin maden sahasına dönüştürülmesi bu denli kolay olmamalı. Bu işin bilimsel raporları, gerçek manada uzmanların hazırlayacakları çok yönlü araştırmalarla hazırlanmalı. Adeta “çökme” denebilecek hızla yapılan kamulaştırmalarla insanları doğdukları topraklardan uzaklaştırmak birilerine sizlere çok para kazandırabilir ama tarımsal yoksulluğumuzu da artırır. Sırtınızda para çuvalıyla yürürken bulamadığınız suyun, yiyeceğin aslında ne denli kıymetli olduğunu anlarsınız ama vakit çok geç olur, parayla alacak suyu da bulamazsınız.

Kızılderili Atasözüyle bitireyim yazımı: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak.”

Gelin bu sonları yaşamak zorunda kalmadan bir kez daha düşünelim… 

Başka ülkemiz yok bizim…

 

Yorumlar