İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ekonomideki tehlike

Ekonomideki tehlike

Benzine zam geldiğinde: “Ben hep elli liralık alıyorum.” diyordu bir vatandaşımız. Bu söz sonraki zamların adeta sloganı haline geldi. Bu vatandaşımızın şimdiki akaryakıt fiyatları karşısında ne düşündüğünü çok merak ediyorum. Sadece verdiği parayı söyleyip aldığının azaldığının farkında olmayan bir topluma dönüştük. Oysa petrol fiyatlarının artmasının doğurduğu iğneden ipliğe gelecek zamlarla biraz daha fakirleşiyoruz.

 

Dünya, bir savaşın yarattığı krizle karşı karşıya. Biz bu savaşın tarafı olmasak da ekonomik anlamda doğrudan tarafıyız. ABD ve İsrail’in nükleer tehdit varsayımıyla İran’a saldırmaları, İran’ın karşı hamleleri ve petrol ticaretinin denizdeki otobanı olan Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması dengeleri bir anda değiştirdi ve dünya ekonomisi büyük bir çıkmaza girdi. Bunun bedelini de tüm ülke halkları ödemek zorunda kalıyor.

 

Dünyanın herhangi bir yerinde çıkacak savaş ya da krizlerin ekonomik bir bedeli vardır ve bu bedel, tarafı olsun olmasın her ülkede ödenir.

 

Ben hep elli liralık benzin alıyorum diyen vatandaş, pazara gittiğinde alacağı domatesi, patlıcanı, biberi ve diğerlerini aynı fiyata alamayınca ne düşünüyor dersiniz? Belki tane hesabıyla onları da elli liralık alıyordur…

 

Özellikle tarım ürünlerinde büyük bir tehlike bizi bekliyor. Tarımın en önemli girdisi mazot ve gübre. Petrol arzının azalmasıyla dünyadaki gübre fiyatları fırlamış durumda. Mazot fiyatları da her gün artarken çiftçi toprağını ekip biçmek için oldukça yüksek maliyetle karşı karşıya kalacak. Bu maliyet üretilen mahsulün fiyatına yansıyınca tezgahlardaki fiyatların el yakmaması mümkün değil. Hani birileri pazarcıları suçluyor ya; en kolayı bu!..

 

Toplum olarak, nedenleri düşünmeden sonuçlar üzerinden konuşan bir topluma dönüştük. Ülke ekonomisinin, izlenen “nas” politikalarından değil insanların “fırsatçılığından” bu hale geldiğini söyleyerek tarafgirliğimizin gözümüzü kör ettiğinin farkında değiliz. Hele de “Kur Korumalı Mevduat” garantileriyle parası olanlara sermaye aktarımı yapıldı. Yani Hazineden trilyonlarca lira zenginlerin cebine uçuruldu. Bunun bedelini yine halk ödedi. Anlayacağınız ekonomik çıkmazımızın nedeni sadece çevremizdeki savaşlar değil.

 

Bugünkü iktidar sahiplerinin sıkça dile getirdikleri 1940’lı yılların ülkemizde olduğu gibi dünyada da yokluklar dönemi olmasının nedenlerini bilmeden o dönemin yöneticilerini karalamak kolaycılığına kananlara sormak isterim: Bugün ülkemizdeki ekonomik krizlerin sorumlusu tarafı olmadığımız savaş mı? Ülkeyi II. Dünya Savaşı’na sokmayanlar, Medine hurmasıyla kestane balı yemiyorlardı. Ahırındaki mandadan yoğurdunu bulan köylülerin sofralarında tuz ve şekerleri dahi yoktu!..

 

Bütün meselenin kapitalizmin açgözlülüğü olduğunu anlamak zorundayız. Savaştan beslenen sanayiler oldukça dünya halklarına rahat bir uyku olmayacak. 

 

Maalesef her yüz yılda bir dâhinin yanında bir de deli çıkıyor dünyada. 20. Yüzyılın dâhisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk iken delisi Hitler’di. 21. Yüzyılın delileri Trump ve Netanyahu olurken Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öngörüleriyle bu yüzyılın da dâhisi olmaya devam ediyor.

 

Bu kafa ve bu anlayışla yönetildiğimiz sürece ekonomimizin düzlüğe çıkmasını beklemek rüya görmek gibi olur.

Yorumlar