İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Masumiyet Müzesi'ni sevdiniz mi?

Masumiyet Müzesi'ni sevdiniz mi?

Netflix'in geçtiğimiz ay yayınlanan meşhur dizisi Masumiyet Müzesi'ne dair; Orhan Pamuk’un kitabından uyarlanan Masumiyet Müzesi dizisini hanımla beraber geçtiğimiz akşam nihayet bitirdik. Nihayet diyorum; zira birkaç bölüm sonra pek de sıkılarak izlemeye devam ettik. Çünkü Orhan Pamuk’un “şuraya da biraz tasvir, buraya da biraz efkâr bırakayım” alışkanlığı kitaptan adeta diziye hücum etmiş gibiydi. Bu anlamıyla dizi, Orhan Pamuk kitaplarının birebir yansıması. O sayfalarca süren betimlemeler, benzetmeler… Hepsini dizide iliklerimize kadar hissettik. Karakterin biraz canı sıkılır ve neden canı sıkıldığını yirmi, otuz, kırk sayfa anlatır ya kitapta; dizide de dakikalarca iç ses ve hayal yahut geçmişe öykünen görüntülerin yansımasını seyrettik…
 

Bu yönünü saymazsak eni konu güzel bir diziydi. Zira oyunculuklara şapka çıkarılır; hem Kemal’i oynayan Selahattin Paşalı hem Füsun’a hayat veren Eylül Kandemir şahane bir oyunculuk izlettirdi. Karakterleri o kadar gerçekçi oynamışlar ki her ikisine de çok çok sinir olup ekran karşısında “Yemin ediyorum mal bu çocuk!” tepkileri verebilecek kadar gerçekçi bulduk. Bir parantez de dizinin yönetmeni Zeynep Günay’a açmak isterim; kendisi bu diziyi sinematografik açıdan muazzam bir noktaya taşımış. Dizideki görüntülerin pek çoğu kartpostallık, afişlik şahane anlar. O şahane anları öyle güzel yakalayıp, öyle derinlemesine ve uzun uzadıya gösteriyor ki günebakan çiçekleriyle bezenmiş bir toprağa ve göğe bakarken sanki oradaymışçasına görüntüler içselleşiyor. Öte yandan dizinin müziklerini de beğendim. Genel olarak hepsi “işte budur” dedirtecek kadar sahnelerdeki duyguyu yansıtan notalarla bezenmişti.
 

Ezcümle, güzel dizi. Orhan Pamuk’un tasvir aşkını iliklerimize kadar hissedip yer yer sıkılsak da keyifle izledik. Bir defa, yetmişlerin Türkiye’sini görmek; bir dönem dizisine tanıklık edip sanki o yıllardaymışçasına seyredebilmek bile çok keyifliydi. 

Diziye puanım on üzerinden yedi. Yayında ve yapımda emeği olan herkese teşekkürler.
 

Ve Orhan Pamuk abi… 

Uzun süre görüşmeyelim.

Yorumlar