İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Bir İstanbul çocukluğunun bayram sabahı

Bir İstanbul çocukluğunun bayram sabahı

2026’nın yüksek hızlı dünyasında, elimizdeki ekranlara sığdırdığımız bayram mesajları arasında kaybolurken; burnuma aniden o keskin, o tertemiz "yeni kıyafet" kokusu geliyor. Hani o arife gecesi, uyku tutmasın diye dualar ederek başucumuza dizdiğimiz, sabahın ilk ışıklarıyla parlayacak olan rugan ayakkabıların kokusu... İstanbul o zamanlar, bugünkünden daha geniş, daha ferah ve sanki daha "bizimdi".

Arife Gecesi: En Uzun Bekleyiş 

Çocukken İstanbul’da bayram, bayram gününden çok arife gecesinde başlardı. Mahalledeki terzilerin ışıkları geç saatlere kadar yanar, fırınlardan yükselen o tatlı telaşın kokusu sokaklara taşardı. Annelerimizin özenle ütülediği o kolalı gömlekler, babalarımızın cebimize koyduğu o çıtır çıtır kağıt paralar... O gece yatağa girmek, dünyanın en tatlı hapsine girmek gibiydi. Sabaha sadece birkaç saat kalmıştı ama o saatler, sanki asırlar gibi uzardı.

Vapur Düdüğüyle Gelen Bayramlaşma 

İstanbul’un bayramı, Boğaz’ın serinliğiyle yıkanırdı. Sabah erkenden kalkılır, en güzel elbiseler giyilir ve el öpme merasimi için yola düşülürdü. Kadıköy’den Karaköy’e geçen o vapurun güvertesinde, rüzgar saçlarımızı dağıtırken elimizdeki mendilin içindeki şekerlerin birbirine çarpma sesini dinlerdik. O vapur düdüğü, aslında tüm İstanbul’a çekilen bir "barış ve neşe" nidasıydı. Tanımadığınız biri size gülümseyerek "Bayramın mübarek olsun evladım" der, avucunuza bir akide şekeri bırakıverirdi. Şehir, o gün dev bir aile sofrasına dönüşürdü.

Şekerci Dükkanlarındaki O Büyülü Dünya 

Mısır Çarşısı’nın ya da yerel mahalle şekerçilerinin o rengarenk vitrinleri... Gümüş tepsilerde dizili lokumlar, üzerine pudra şekeri serpilmiş o yumuşacık lezzetler... Bugünün en lüks pastaneleri bile, o zamanki bir külah leblebi şekerinin verdiği mutluluğu veremiyor sanki. Çünkü o şekerin içinde sadece glikoz değil, bir komşunun hatırı, bir büyüğün duası ve sokağın neşesi vardı.

Bugüne Kalan Miras 

Şimdi 2026’da, o eski rugan ayakkabıların yerini akıllı saatler ve dijital ayakkabılar almış olabilir. Ama biliyorum ki, o günlerin "Arife Çiçeği" olan bizler, hala bir çocuk gülüşünde o eski İstanbul bayramlarını arıyoruz. Belki de asıl bayram, o eski samimiyeti bugünün modern karmaşasına taşıyabildiğimiz an başlıyor.

Gelin bu bayram, tıpkı o çocukluğumuzdaki gibi, en temiz duygularımızı yanımıza alalım. Bir telefon uzağımızdaki dostu sadece aramakla kalmayalım, kapısını çalalım. Çünkü İstanbul, hala o eski sokak aralarında, bir çocuğun bayram sevincini saklamaya devam ediyor.

 

Yorumlar