İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İranlılar için savaş ne anlama geliyor?

İranlılar için savaş ne anlama geliyor?

İçinde bulunduğumuz bu ay; Orta Doğu’nun gökyüzü tekrar karanlığa ve metalik bir yankıya teslim oldu. Washington ve Tel Aviv’in askeri operasyonlarının başlamasıyla birlikte, dünya İran’ı sadece bir "jeopolitik hedef" olarak izliyor. Ancak gözden kaçırdığımız, bizzat ateşin içine atılanlar: İran halkı. Peki, bu savaş, onlar için bir kurtuluşun mu yoksa uzun bir karanlığın mı başlangıcı?

Sokak ile devlet arasındaki uçurum

İran’da savaş, sadece sınırlar ötesinden gelen füzeler değil; içerideki toplumsal fay hatlarının da patlaması demek. 2026 başından beri Tahran’dan Şiraz’a kadar süren ekonomik temelli protestolar, halkın rejimle arasındaki güven bağının artık onarılamaz bir şekilde koptuğunu gösteriyordu. Şimdi ise savaş, bu toplumsal huzursuzluğu "dış tehdit" retoriğiyle bastırmaya çalışan rejim ile, geleceğini bu kaosun belirsizliğinde arayan halk arasında bir kalkan görevi görüyor.

Savaş bir çözüm mü zincir mi?

İranlıların önemli bir kısmı için yıllardır süren ekonomik yaptırımlar, yüksek enflasyon ve siyasi baskı, hayatı katlanılmaz kıldı. Bazı gruplar, dış müdahalenin rejimi zayıflatarak değişimi hızlandıracağını umut etse de; tarih bize acı bir ders veriyor: Savaş, bir toplumu demokratik bir geleceğe taşıyacak sihirli bir anahtar değildir. Aksine, savaşan bir toplumda öncelik "hak arayışı" değil, "hayatta kalma" olur.

Savaş, zaten kırılgan olan İran ekonomisini daha da daraltıyor. Temel gıda maddelerine erişim, lojistik hatların kesilmesi ve yerel üretimin durması, bedeli en ağır şekilde yine halka ödetiyor. Birçok İranlı, rejimin devrilmesini istese bile, Suriye veya Libya örneklerinde olduğu gibi ülkenin bölünmesinden veya topyekûn bir iç savaştan derin bir korku duyuyor. Yani savaş, İranlılar için "yeni bir düzen" vaadinden çok, "mevcut yıkımın derinleşmesi" riskini taşıyor.

Bu savaş kime yarar?

Bu sorunun cevabı ne yazık ki İran halkı değil. Savaş, rejim içerisindeki radikal unsurların "beka" söylemini güçlendirmesine ve toplumsal denetimi daha da sıkılaştırmasına olanak tanıyor. Diğer yandan, bölgedeki jeopolitik oyunlarda büyük güçlerin stratejik hamleleri, sıradan bir İranlı vatandaşın günlük ekmek derdinin, sağlık hizmetine erişiminin veya özgürlük talebinin önüne geçiyor.

Sonuç: Bir halkın kaderi

bir coğrafyanın yükü

İran halkı, 2026’nın dünyasında sadece fiziksel mühimmatın altında değil, aynı zamanda dış aktörlerin "kurtarma" vaatleri ile rejimin "direniş" zorlaması arasında eziliyor. Savaş, İranlılara yarar mı? Bir ülkenin altyapısı bombalanırken, hastaneler çalışamaz hale gelirken, eğitim ve sosyal yaşam dururken bir halkın bundan "yarar" görmesi mümkün mü? Orta Doğu’nun bu kadim medeniyeti, bugün kendi içindeki demokratik arayışını, dışarıdan dayatılan yıkımın enkazında yitirme riskiyle karşı karşıya. Savaşın kazananı kim olursa olsun, İranlılar için bu süreç, geleceğin belirsizliğiyle dolu, uzun ve zorlu bir kışın başlangıcı gibi görünüyor. 

Yorumlar