İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Yolculuğun son vagonu

Yolculuğun son vagonu

Bazı kapılar vardır…
İnsan o kapıdan içeri girerken sesi de kalbi de kendiliğinden yavaşlar.
Bir bakım evinin kapısından içeri adım attığınızda tam olarak böyle hissedersiniz.
Dışarıdaki hayatın telaşı kapının dışında kalır. İçeride ise başka bir zaman akmaktadır; daha sakin, daha ağır ve biraz da daha derin.
 

Bu tür yerlere giderken önce yetkililerden randevu almak gerekir. Oradaki insanların ihtiyaçlarını öğrenmek gerekir. Sonra da “çorbada benim de tuzum olsun” düşüncesiyle, çam sakızı çoban armağanı küçük hediyelerle yola çıkılır.
Ama insan oraya vardığında anlar ki götürdüğü şey aslında hediyeler değildir.
Biraz ilgi…
Biraz zaman…
Biraz da hatırlanmanın sıcaklığıdır.
Koridorlarda yürürken fark ediyorsunuz; bu duvarların arasında yıllar birikmiş.
Anılar, sevinçler, kırgınlıklar…
 

Dinlenme alanında bir araya gelen kadınların her birinin hikâyesi birbirinden farklıydı. Farklı şehirler, farklı hayatlar, farklı mücadeleler…
Ama günün sonunda hepsi aynı çatı altında yaşamayı öğrenmişti.
Sanki umutlarına ilmek ilmek huzur örüyorlardı.
Sohbet ilerledikçe konu konuyu açtı.
Kimi siyasetten bahsetti.
Kimi çocuklarından…
Kimi gençliğini anlatırken gözleri uzaklara daldı.
Bazıları dolu dolu yaşadıkları hayatı anlatırken gülümsüyordu.
Bazıları ise üzüntülerini, hastalıklarını ve yollarının nasıl olup da buraya çıktığını anlatıyordu.
 

Ve sonunda şu cümle geliyordu çoğunun ağzından:
“Artık son durağımız burası…”
O an onları garip bir duygu ile dinlediğimi fark ettim.
Yüzümde bir gülümseme vardı ama içimde bir burukluk…
O gülümsemenin içimdeki o hüzne yenilmemesi için farkında olmadan epey çaba sarf ettiğimi hissettim.
 

Çünkü insan hayat yolculuğunda nereye gideceğini hayal ederken, gerçeklerle yüzleşmenin sessizliğiyle karşılaşınca tuhaf bir duyguya kapılıyor.
Bir zamanlar onlar da bizim gibi hayatı yöneten insanlardı.
Bir evin annesi…
Bir ailenin direği…
Birilerinin kahramanı…
 

Şimdi ise hayatın başka bir durağında, daha sakin bir ritimde yaşamayı öğreniyorlar.
Hediyelerimizi uzattığımızda gözlerindeki mahcupluk dikkat çekiyordu.
“Ne gerek vardı…” diyen o nazik sesler…
Ama hemen ardından gelen o cümle aslında her şeyi anlatıyordu:
“En güzel hediye ziyaret…”
 

İşte o an insan anlıyor…
Bazen bir insanın ihtiyacı pahalı hediyeler değildir.
Sadece hatırlanmak ister.
Bir kapının çalınması…
Bir “nasılsınız” sorusu…
 

Birlikte içilen bir bardak çay…
Bunlar bazen bir günün değil, bir kalbin aydınlanmasına yetebilir.
Orası yalnız kalanların yalnızlıklarını sarmaladığı bir huzur yuvası.
Gitmek gerekir.
Ziyaret etmek gerekir.
Başka hayatlara dokunmanın o enfes tadını yaşamak gerekir.
Çünkü insan böyle yerlerden dönerken sadece bir ziyaret yapmış olmaz.
 

Kendini de sorgular.
Elindekileri fark eder.
Şükredeceği nefesleri hatırlar.
Ve çıkarken insanın aklına tek bir düşünce yerleşir:
Hayat gerçekten uzun bir yolculuk…
 

Kimimiz ön vagonlarda koşarak ilerliyoruz, kimimiz orta vagonlarda manzaraya bakıyoruz.
Ama bir gün hepimiz o trenin sonuna doğru yürümeye başlıyoruz.
Ve belki de en çok o zaman anlıyoruz;
 

Bir insanın hayatında en kıymetli şeyin
gideceği yer değil,
yol boyunca kalbine dokunan insanlar olduğunu.
 

Çünkü yolculuğun son vagonuna gelindiğinde
insanın yanında bavullar değil…
Hatırlayan insanlar kalıyor.

Yorumlar