İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ünvanlar büyüdükçe insan küçülür mü?

Ünvanlar büyüdükçe insan küçülür mü?

Bazı toplumlarda insanlar tanışırken önce isim söyler.
Bazı toplumlarda ise ünvan…
İsim geri planda kalır, ünvan öne geçer. Ünvanlar söylenmeden cümleye başlanmaz. Zamanla ünvanlar hitap biçimi ve bir nezaket olmaktan çıkar, toplumsal bir hiyerarşinin kapısına dönüşür. 

Kalkınmış ülkelere baktığımızda sade bir tablo görürüz. İnsanlar görevleriyle tanınır ama görevleriyle yüceltilmez. Ünvan, bir ayrıcalık değil; geçici bir sorumluluktur. Bugün yöneten, yarın yönetilen olabilir. Bu yüzden ünvanlar kutsallaştırılmaz. Kimse “ne olduğuyla” değil, “ne yaptığıyla” hatırlanır. 

Gelişememiş toplumlarda ise ünvan bir güç simgesidir. Söz hakkı verir, mesafe koyar, hatta korku üretir. Ünvan yükseldikçe insan küçülür; çünkü kişi kendini yaptığı işle değil, taşıdığı sıfatla var etmeye başlar. Ünvan gittiğinde geriye ne kalacağı sorusu, en çok bu toplumlarda ürkütücüdür. 

Bu farkın temelinde kültür yatar. Sade toplumlarda insanlar eşit konuşur, rahat eleştirir, kolay iletişim kurar. Ünvanlı olanın da yanıldığı kabul edilir. Karmaşık toplumlarda ise ünvanlı kişi eleştirilemez, hata yapmaz, hesap vermez gibi davranılır. Böylece akıl susar, itaat konuşur. 

Asıl sorun ünvanın varlığı değil, yüklenen anlamdır. Çünkü ünvan, bilgi ve emekle desteklenmediğinde bir kabuğa dönüşür. İçini doldurmayanlar için ünvan, bir sığınak olur. Gücünü üretimden değil, hitap edilme biçiminden alan bir düzen ortaya çıkar. 

Toplumlar tam da burada yol ayrımına girer. Bir yol, kişinin değerini artırır; diğer yol ünvanı şişirir. Birincisi kalkınmayı, ikincisi ise yerinde saymayı getirir. Çünkü gerçek ilerleme, ünvanların çoğalmasıyla değil; sorumluluk bilincinin yayılmasıyla mümkündür. 

Belki de mesele çok basittir:
Ünvanlar insanı büyütmez, insan ünvanı büyütür.
İnsan yoksa, ünvan sadece boş bir kelimedir.

Yorumlar