İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Mahalle kapılarının sessizce kapandığı şehir: İstanbul

Mahalle kapılarının sessizce kapandığı şehir: İstanbul

Eskiden İstanbul’un mahallelerine adım attığınızda, önce bir ses karşılardı sizi: Sokağın karşısına asılmış bir çamaşır ipinin altında oynayan çocukların gürültüsü, bakkalın “Hayırlı işler!” diye bağırışı, kaldırımda sandalyede oturup çayını karıştıran komşu teyzenin kaşığının o ince tınlaması… Mahalle dediğimiz şey, yalnızca bir coğrafi bölge değil; birlikte yaşamanın, birbirini tanımanın ve paylaşmanın küçük bir sahnesiydi.

Bugün ise İstanbul’un mahalle kültürü, tıpkı eski bir fotoğrafın renklerinin solması gibi yavaş yavaş kayboluyor. Değişimin sesi önce sokaklardan yükseldi: Bakkal tabelaları yerini zincir marketlere bıraktı, komşu sohbetleri apartman gruplarının sessiz, soğuk mesajlarına dönüştü, evlerin kapıları artık yalnızca postacı çaldığında açılır oldu. Mahalle, insan sıcaklığını kaybettikçe bir mekândan çok bir koordinata benzemeye başladı.

Oysa İstanbul’un ruhu, mahallelerde saklıydı. Bir sobanın etrafında toplanan çocuklar kadar gerçek, kapısında her akşam yemek kokusu dökülen evler kadar canlıydı bu kültür. İnsanlar birbirinin soyadını bilmezdi ama kimin neyi sevdiğini, kimin neye ihtiyacı olduğunu bilirdi. Paylaşmayı, dayanışmayı öğretirdi mahalle. Birinin hasta olduğunu duyan, akşam kapısına bir tabak çorba bırakırdı. “Komşuluk” bir ritüeldi; sessiz bir sözleşme.

Bugün apartmanlarda kimse kimseyi tanımadan yaşarken, eski mahalle kültürü modern hayatın koşuşturmasında eriyip gidiyor. Belki de en çok çocuklar farkında bu değişimin. Çünkü onlar artık sokaklarında top oynayabileceği geniş alanlar, kapı önünde sandalye çekip sohbet eden teyzeler, kendilerine çikolata veren bakkal amcalar bulamıyor. Mahalle yoksa çocukluğun hafızası da yok oluyor.

İstanbul, büyük bir şehir olabilir; ama onu yaşanabilir kılan şey küçücük ilişkilerdi aslında. Bir sesleniş, bir selam, bir kapı aralığından uzanan güven duygusu… Şimdi bütün bunlar, betonun ve hızın altında sıkışmış durumda.

Peki tamamen kayboldu mu? Belki hayır. Hâlâ bazı sokakların köşelerinde akşamüzeri çay koyan bir esnafı, balkonundan sokağa seslenen bir teyzeyi, kapısının önünü süpüren bir mahalle büyüğünü görmek mümkün. Belki de İstanbul’un mahalle kültürü tamamen ölmedi; sadece uykuya çekildi. Onu uyandırmak ise bize düşüyor: Kapımızı biraz daha açık tutarak, selam vermeyi unutmadan, birbirimizi hatırlayarak…

Belki de mahalle kültürü, sanıldığı gibi nostaljik bir hatıradan ibaret değildir. Hâlâ bu şehrin geleceğini sıcak tutacak son insan bağlarından biridir.

Ve belki bir gün yine olur: Bir sokaktan geçerken, bir mahalle size “Hoş geldin” der gibi bakar.

Yorumlar