İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Akran Zorbalığı

Akran Zorbalığı

Son günlerde, ergenler arasındaki kavga ve cinayet haberleri kamuoyunu iyiden iyiye meşgul etmeye başladı. Toplumsal tepkiler sonucunda cezai sorumluluk yaşının 15’e indirilmesi de konuşulmaya başlandı.

Ankara Pursaklar’da15 yaşındaki Fatih Acacı, yaşıtı D.G. tarafından 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Olayın kökeninde aynı kızla arkadaşlık/ilişki kıskançlığı ve muhtemel birikmiş zorbalık dinamikleri vardı. İstanbul Güngören’de17 yaşındaki Atlas Çağlayan, bir kafeden çıktıktan sonra "yan baktın" bahanesiyle bir grup yaşıtı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Bu olay, "yan bakma cinayetleri" olarak anılan zincirin son halkalarından biri oldu ve ülke çapında büyük üzüntü yarattı. İstanbul Kadıköy’de 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi, bir sokakta yaşıtı tarafından bıçaklandı ve 16 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetti. Olay, uluslararası medyada da yankı buldu. Adana’da15 yaşındaki E.Ö., mesajlaştığı kızın eski sevgilisi ve arkadaşları tarafından önce dövülüp sonra 3 yerinden bıçaklandı.

Bunların dışında:

Okulda tekme-tokatla başlayan zorbalıkların omurilik kırılması, felç -Çanakkale'de 14 yaşındaki Murat Duha Yıldız vakası- veya entübe olacak kadar ağır yaralanmayla sonuçlandığı çok sayıda haber var.

Şiddet içeren videolar sosyal medyada paylaşılıyor, bu da hem yayılmayı hızlandırıyor hem de failler için "statü" kaynağı haline geliyor.

Bu mesele nedir ve nasıl başımıza musallat oldu? Asıl üzerinde düşünmemiz gerekenleri ve ardından da çözüm konusunda neler yapabileceğimize kafa yormalıyız.

Akran zorbalığı dediğimiz şiddet olayları, çocukluk ve ergenlik döneminin en yıkıcı ve en yaygın sorunlarından biridir. Bu tarz olaylar karsısında sadece "çocuklar işte" diyerek sorunu çözemeyiz.

Akran zorbalığının tek bir nedeni yok; genellikle birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkıyor. 

Birçok ergen, sosyal hiyerarşide yükselmek, "korkulan" ya da "saygı duyulan" biri gibi görünmek için arkadaşlarına şiddet uyguluyor. Özellikle topluma kendilerini kabul ettirmek için zayıf gördüklerini hedef alıyorlar…

Yaptıkları zorbalıklarla çevrelerinde kabul görmeye kalkışan bu ergenler, kendi içlerinde güvensizlik ve değersizlik hissi taşıyorlar. Başkasına, özellikle de akranlarına zarar verdiklerinde “üstün” olacaklarını zannediyorlar.

Evde şiddet gören, duygusal olarak ihmal edilen, aşırı baskı altında büyüyen ya da ebeveynlerin birbirine sert davrandığı ortamda yetişen çocuklar, şiddet eylemlerini normalleştirip gerek okuluna gerekse de sokağa taşıyor. Zorbalık, çoğu zaman öğrenilmiş bir eylem olarak topluma zarar vermeye devam ediyor.

Bunların yanı sıra sosyal medya ve siber zorbalıklar bu çocuklara cesaret veriyor. Eğitim sistemimizin rekabetçi yapısı ve şiddet içeren medya içerikleri de çocuklarımıza kötü örnek oluyor.

Televizyon dizilerindeki uyuşturucu kullanımı sahneleri, silah taşımanın normalmiş gibi gösterilmesi ergenleri özendiriyor. Dijital oyunların hemen hemen tamamında rakibe saldırma, onu öldürme adeta bir gereklilikmiş gibi işlenmekte. 

Akran zorbalığı elbette önlenebilir bir sorundur. Ama bunun için zorba ergenleri “cezalandıralım” yaklaşımı kalıcı bir çözüm üretemez. Bir an şunu düşünelim: Cezaevlerinde yıllarca yattıkları halde çıkar çıkmaz tekrar suç işleme eğilimini sürdürenleri nasıl açıklarız? Ceza, ıslah olmanın öznesi olamaz. Islah olmanın öznesi eğitimdir. Gereği gibi eğittiğimiz çocuklarımız birer ebeveyn olduklarında döngü tersine doğru yol alır.

Öncelikle tüm çocuklarımızı eğitim sisteminin içinde tutmak zorundayız. Hem de tam gün. Bu çocuklarımızı sosyalleşmeleri için mutlaka kültürel ve sanatsal faaliyetlere yönlendirmeliyiz. Öğrencilerimizi spor ve sanat etkinliklerine katmak onlarda oluşabilecek zorbalığının panzehridir.

Aileler, çocuklarına değerli olduklarını hissettirerek her canlının yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini öğretmeliler. Çocuklar için insan olmanın erdemlerini öğrenmenin ilk adresi ailedir.

  

 

 

 

 

Yorumlar