İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İddialardan sonra gelen ziyaret

İddialardan sonra gelen ziyaret

Türkiye’de bazı ziyaretler vardır; kapıdan girer girmez ne için yapıldığı anlaşılır. Çünkü o ziyaret, kendi başına değil, öncesinde yaşananlarla birlikte okunur.

Son günlerde Silivri Belediyesi ve Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu hakkında, Damga Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mehmet Mert tarafından kaleme alınan ve belgeye dayandırılan ciddi iddialar kamuoyunun gündemine girmişken, hemen ardından İstanbul Gazeteciler Derneği’ne yapılan ziyaret ister istemez başka bir çerçevede değerlendirildi. Kimse kusura bakmasın ama bu sıralama tesadüf değildir.

Ortada belgeli yazılar, açık sorular ve cevap bekleyen iddialar varken; bir anda gazetecilerle verilen samimi kareler, kamuoyunda “nezaket” olarak değil, ihtiyaç olarak okunur. Çünkü toplum artık refleksleri tanıyor. Önce sessizlik, sonra fotoğraf, ardından “biz basınla iç içeyiz” mesajı…

Oysa gazeteciler dün de oradaydı.
Dernekler dün de açıktı.
Kalemler, iddialar yazılmadan önce de vardı.
Asıl sorun da burada başlıyor.
Eğer basın sadece zor zamanlarda hatırlanıyorsa, bu ilişki sağlıklı değildir. Eğer gazetecilik, eleştiri yükseldiğinde devreye sokulan bir “denge unsuru” olarak görülüyorsa, ortada samimiyetten söz edilemez.
Daha da önemlisi şu:

Bu ziyaretle birlikte, İstanbul Gazeteciler Derneği farkında olmadan ya da bile isteye, bir algının içine çekilmiştir. Kamuoyunda oluşan görüntü, “gazeteciler taraf oldu” algısını beslemiştir ya da bu gazeteciler derneği yönetimi taraf olmuştur. Oysa meslek örgütlerinin görevi, tam da bu tür zamanlarda mesafeyi korumaktır.

Gazetecilik; iddialar varken susmak değildir.
Gazetecilik; belge konuşurken poz vermek değildir.
Gazetecilik; güç sahiplerinin kriz dönemlerinde sığındığı bir liman hiç değildir.
Eğer gerçekten bir samimiyet aranıyorsa, bunun yolu nettir:
İddialara açık cevap vermek, belgelerle konuşmak ve kamuoyunu ikna etmeye çalışmaktır. Fotoğraflarla değil.
Bugün çekilen kareler, yarın yazılacak manşetleri durdurmaz. Çünkü gazetecilik, objektife gülümsemekle değil; gerçeğe bakabilmekle ilgilidir.

Ve şunu herkes bilsin:

Basın, kriz makyajı yapılan bir vitrin değildir.
Gazeteciler, ihtiyaç anında çağrılan figüranlar hiç değildir.
Sorular hâlâ ortada duruyor.

Belgeler hâlâ masada.

Ve bu ülkede gazetecilik, ziyaretlerle değil; cevaplarla tatmin olur.

Hem ziyareti yapan, yada bu ziyareti organize eden, ve ziyareti kabul eden…

Bu konunun böyle algılanacağını nasıl da düşünmemiş. O da bir ayrı muamma... 

Yorumlar