İstanbul
Kapalı
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Mirasın kalbine beton

Mirasın kalbine beton

Bir kentin hafızası taşlarında saklıdır. Binlerce yıl öncesinden bugüne kalan her sütun, her yazıt, her kırık seramik bir arkeolojik bulgu değil; insanlığın ortak hikâyesidir. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Efes Antik Kenti, tüm dünyanın emanetidir. Ancak bugün bu emanet, göz göre göre talan ediliyor.

Büyük Tiyatro’nun basamaklarında binlerce yılın sesi vardır. Ancak bugün Efes, tarihin yükünü değil; ihmalkârlığın, denetimsizliğin ve göz yumulan talanın ağırlığını taşımaktadır.
Ağaç dikmek dahi yasakken bugün tarihin ve insanlık mirasının tam kalbine beton dökülmektedir. Definecilerden kaçak kazılara, kontrolsüz ziyaretlerden rant odaklı projelere kadar uzanan bu tablo, Efes’i bir açık hava müzesinden çok savunmasız bir alan haline getiriyor. Her kırılan taş, yerinden oynatılan her parça yalnızca bir kalıntının değil, geçmişle kurduğumuz bağın da koparılması anlamına geliyor. UNESCO etiketi, ne yazık ki tek başına koruyucu bir kalkan olmuyor; bu mirası koruyacak irade ve kararlılık olmadan, liste yalnızca bir vitrin süsü olarak kalıyor.

Efes’teki talan yalnızca fiziki yıkımla sınırlı değil. Bilimsel kazıların yavaşlatılması, uzman görüşlerinin göz ardı edilmesi ve koruma-kullanma dengesinin bozulması da bu kültürel erozyonun bir parçası. Turizm gelirleri uğruna tarih hızla tüketiliyor; kalabalıkların ayak izleri, binlerce yıllık taşların üzerinde geri dönülmez izler bırakıyor. Oysa kültürel miras, tüketilecek bir meta değil; korunacak, gelecek kuşaklara aktarılacak bir emanettir.

Bu noktada sorumluluk yalnızca devlete ya da yerel yönetimlere ait değildir. Toplum olarak, “taş üstüne taş koymak” ile “taşı yerinden sökmek” arasındaki farkı idrak etmek zorundayız. Denetimlerin artırılması, kaçak kazılara karşı caydırıcı cezaların uygulanması ve koruma politikalarının bilimsel temelde yürütülmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Efes susuyor; ama bu sessizlik bir kabulleniş değil, bir uyarıdır. Eğer bugün bu talana dur demezsek, yarın çocuklarımıza anlatacak bir Efes hikâyesi bile kalmayabilir. UNESCO mirası olmak, bir ayrıcalık değil; ağır bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluk, hepimizin omuzlarındadır.

Yorumlar