İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Kıyas kültürü

Kıyas kültürü

Eskiden insanlar komşusuyla kıyaslanırdı, şimdi ise bütün dünyayla. 

Sosyal medya çağında yaşıyoruz. Ekranı her kaydırdığımızda karşımıza çıkan hayatlar; tatiller, lüks araçlar, şık sofralar, başarı sertifikaları, “önemli” insanlarla verilen pozlar ve binlerce takipçi… 
Hepsi bize aynı şeyi fısıldıyor:
“Bak, başkaları senden daha iyi yaşıyor.” 

İşte tam burada modern çağın sessiz ama güçlü bir hastalığı devreye giriyor: kıyas kültürü. 

İçinde bulunduğumuz dönem, “görünürlük çağı”dır. Artık insanlar sadece yaşamıyor; yaşamlarını sergiliyor. Başarı, mutluluk ve statü; yaşanan bir gerçeklikten çok, sunulan bir performansa dönüşmüş durumda. Gerçekliğin yerini görüntüler alır. İnsan, olduğu kişi olmaktan çok, nasıl göründüğüyle değer kazanır.
Böyle bir düzende birey, kendi hayatını kendi şartlarıyla değerlendirmez. Sürekli olarak başkalarının vitrinine bakarak kendi hayatını ölçer. 

Bu noktada hayat, yaşanan bir süreç olmaktan çıkar; sürekli ölçülen bir yarışa dönüşür. 

Kıyas kültürü bireyde en çok şu duyguyu üretir: Yetersizlik.
Oysa herkesin ailesi, imkânı, yetiştiği çevre, taşıdığı sorumluluklar ve mücadele ettiği görünmeyen sorunları farklıdır. Ama sosyal medya bu farklılıkları siler; herkesi aynı start çizgisindeymiş gibi gösterir.
Sürekli kendinden memnuniyetsizlik, asla yetmeme duygusu, kronik mutsuzluk, değersizlik hissi..
Daha tehlikelisi ise şudur:
Başarmak ve sahip olmak tek amaç haline geldiğinde, yöntemler ikinci plana düşer.
Etik, vicdan ve ahlak; “başarı hikâyesinin önünde engel” gibi görülmeye başlar. İnsan, duyguları olan bir varlık olmaktan çıkar; sadece üreten, kazanan ve gösteren bir performans makinesine dönüşür. 

Toplumsal düzeyde ise kıyas kültürü; dayanışmayı zayıflatır, empatiyi azaltır ve insanları birbirine rakip haline getirir. Kardeşlik yerini karşılaştırmaya, paylaşım yerini gösterişe bırakır. 

Oysa kıyas her zaman kötü değildir.
Burada ince bir ayrım var. Kıyas, doğru kullanıldığında bir motivasyon aracı olabilir.
“Dün nasıldım, bugün neredeyim?” sorusu gelişimin temelidir. Bu, başkasıyla değil, kendi geçmişinle yapılan kıyastır.
Sağlıklı kıyas şunu söyler:
“O başardıysa ben de çalışırsam yapabilirim.”
Zehirli kıyas ise şunu fısıldar:
“Onda var, bende yok. Demek ki ben eksik, değersiz ve başarısızım.”
Birincisi azmi büyütür.İkincisi ruhu çürütür. 

Kıyas kültürünün en büyük yıkımı şudur: İnsan, kendi hikâyesine yabancılaşır.
Kendi yolunu, kendi temposunu, kendi imkânlarını unutup başkasının hayat senaryosunda figüran olmaya başlar. Oysa herkesin yükü de yolu da farklıdır. Aynı sonuca ulaşmamak, başarısızlık değil; sadece farklı bir hayatın işaretidir.
Mutluluk, başkasının hayatına benzemekle değil; kendi hayatını kabul etmekle başlar. 

Bu çağ bize sürekli “Daha fazlası, daha yükseği, daha gösterişlisi”ni dayatıyor. Ama insan ruhu bir yarış pisti değil, bir yolculuk alanıdır.
Başkalarının vitriniyle kendi mutfağını kıyaslayan kişi, elindeki nimeti de kaybeder.
Kendi dününü bugünüyle kıyaslayan ise hem şükreder hem gelişir. 

Belki de asıl soru şu olmalı:
Başkalarıyla mı yarışıyoruz, yoksa kendimizi mi inşa ediyoruz?
Çünkü hayat bir sıralama listesi değil; her insana özel yazılmış bir hikâyedir. Ve hiçbir hikâye, başka bir hikâyeye benzeme zorunda değildir.
 

 

Yorumlar