İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Esenyurt'ta sivil toplum var kent yok!

Esenyurt'ta sivil toplum var kent yok!

Türkiye’de sivil toplum denildiğinde akla artık ne yazık ki kent, yurttaşlık ve ortak yaşam gelmiyor. Aksine, giderek daralan bir kimlik alanına sıkışmış, hemşehrilik ve aidiyet temelli bir dernekçilik anlayışıyla karşı karşıyayız. Köy dernekleri, ilçe dernekleri, il dernekleri, federasyonlar, konfederasyonlar derken şimdi de aile dernekleri… Herkes kendi küçük dünyasını kuruyor; fakat ortak kent duygusu her geçen gün biraz daha zayıflıyor. 

Oysa kent dediğimiz şey; sadece beton, binalar ve yollar değildir. Kent, farklılıkların bir arada yaşama iradesidir. Ortak sorunlara ortak çözümler üretme kültürüdür. Fakat bugün özellikle Esenyurt gibi Türkiye’nin hem nüfus hem bütçe hem de sosyolojik çeşitlilik bakımından en büyük ilçesinde, bu kent bilincinin neredeyse hiç oluşmadığını görüyoruz. 

Esenyurt’ta yüzlerce dernek var. Ancak kentin kendisi yok. 

Kentin yoksulluğunu, eğitim eşitsizliğini, suç riskini, kadınların ve yaşlıların kırılganlığını, gençlerin umutsuzluğunu dert edinen kaç sivil toplum kuruluşu var? Kaç dernek Esenyurt’un sosyolojik fotoğrafını çekiyor? Kaçı belediyelere, kamu kurumlarına, siyasi aktörlere bilimsel verilerle ve projelerle baskı yapıyor? 

Sivil toplumun temel görevi budur: Toplumun sorunlarını görünür kılmak, yöneticileri çözüm üretmeye zorlamak ve kent yaşamını daha adil, daha insani, daha yaşanabilir hale getirmektir. Ancak Esenyurt’ta dernekçilik, bu misyonundan çoktan kopmuş görünüyor. Hemşehrilik duygusu, toplumsal dayanışmanın yerini almış; aidiyet, yurttaşlığın önüne geçmiştir. 

Daha da düşündürücü olan şudur: Esenyurt gibi sosyolojik açıdan Türkiye’nin en zengin ve en problemli ilçesinde, sosyologların neredeyse hiç görünür olmamasıdır. Kentin yoksulluğunu, göçünü, dışlanmışlığını, suçla temasını, eğitim uçurumlarını okuyabilecek uzmanlar, akademisyenler, bilim insanları neden sivil toplumun içinde yok? Neden Esenyurt’ta bir “Sosyologlar Derneği” yok? Neden kent sorunlarını sistematik biçimde analiz eden, raporlayan ve kamuoyuna sunan bir yapı oluşmuyor? 

Esenyurt’ta yoksulluk konuşulmuyor. Oysa yoksulluk burada sadece ekonomik değil; barınma, eğitim, sağlık ve umut yoksunluğudur. Suça sürüklenen gençler konuşulmuyor. Dezavantajlı kadınlar görünmüyor. Emekliler yalnızlığıyla baş başa bırakılıyor. Eğitimdeki derin eşitsizlikler ise kader gibi kabulleniliyor. 

Bütün bu sorunlar siyasetin gündemine ancak patladığında giriyor. Oysa sivil toplumun görevi, kriz çıkmadan önce alarm vermektir. Veriye dayalı, sahaya inen, insanın hayatına dokunan çalışmalar yapmaktır. 

Esenyurt’un ihtiyacı daha fazla dernek değil; daha nitelikli, daha bilinçli ve daha kentli bir sivil toplumdur. Köyü, memleketi, soyadını değil; yoksulluğu, eşitsizliği, dışlanmışlığı ve adaleti merkeze alan bir anlayışa ihtiyaç vardır. 

Aksi halde Esenyurt büyümeye devam eder ama kent olamaz. Ve kent olamayan bir yerde ne demokrasi kök salabilir ne de ortak bir gelecek inşa edilebilir.

Yorumlar