İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Popüler kültürün gölgesinde edebiyat

Popüler kültürün gölgesinde edebiyat

Popüler kültür artık yalnızca bir eğilim değil; hayatın her alanına sızmış güçlü bir hegemonya. Siyasetten sanata, medyadan akademiye kadar her yerde belirleyici olan bu popülist dalga, edebiyatı da çoktan kuşatmış durumda. Bugün kitap yazarlığı alanında yaşanan tablo, bunun en net göstergesi.

Oysa edebiyat tarihine baktığımızda büyük fikirlerin, kalıcı eserlerin ve güçlü kalemlerin popüler kültürün içinden değil; hayatın içinden, acıdan, yoksulluktan, adaletsizlikten ve insan olma sancısından doğduğunu görürüz. Türk edebiyatının klasikleri de, dünya edebiyatının büyük yazarları da popüler olma kaygısıyla değil; sözü, derdi ve yükü olduğu için yazdı.

Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor:
Neden bugün Türk edebiyatı klasiklerini yazan yazarlar yetişmiyor?
Neden dünya edebiyatında iz bırakacak kalemler çıkmıyor?
Ne değişti?

Toplumlar refaha mı ulaştı? Adalet mi sağlandı? İnsanlar daha özgür, daha ahlaklı bir dünyada mı yaşıyor?
Hayır. Aksine, sosyal çürümeyi neredeyse dipte yaşadığımız bir çağdayız. Ama tam da bu çağda kitap yazmak, hakikati anlatmanın değil; popüler olmanın bir aracına dönüşmüş durumda.

Bugün yazının amacı, geleceğe bir söz bırakmak olmaktan çıktı. Yazarın yaşadığı çağdan dünyaya açtığı pencere daraldı. İnsan olmayı, hayatı, vicdanı, adaleti anlatan metinlerin yerini; hızlı tüketilen, çok satan ama iz bırakmayan kitaplar aldı. Popülerseniz kitap yazıyorsunuz, çok satıyorsunuz. Ama ne yazdığınızdan çok, kimin yazdığı daha önemli hale geliyor.

Yayıncılık dünyasının önemli bir kısmı da bu popülist bakış açısından kurtulabilmiş değil. Kim olduğunuz, hangi ideolojiye yakın durduğunuz, hangi “mahalleden” geldiğiniz; edebi niteliğinizin önüne geçiyor. Metnin gücü değil, yazarın görünürlüğü belirleyici oluyor.

Bu durum, yalnızca edebiyatın niteliğini düşürmekle kalmıyor; aynı zamanda yeni edebiyatçıların, gerçek sanatçıların yetişmesinin de önünü tıkıyor. Popüler olanın hegemonik gücü, sessiz ama derin kalemleri boğuyor. Sözü olan ama vitrini olmayan yazarlar, daha en başta yarışın dışında bırakılıyor.

Sonuçta elimizde çok kitap var ama az eser var. Çok yazar var ama az müellif var. Çok satış var ama az iz var.

Belki de asıl mesele şu:
Popüler kültür çağında edebiyat, kendi vicdanını kaybetti.
Ve vicdanını kaybeden bir edebiyat, ne topluma ayna tutabilir ne de geleceğe söz bırakabilir.

Yorumlar